4 Ağustos 2015 Salı

Gittim, gördüm : Midilli #1

Merhabalar.

Efendim, normalde blogta bir gezi bölümü yok malum. Gezdiğim gördüğüm, yediğim içtiğim burada yer almıyor ama bu yaz leyleği havada gördüğüm için bir çok anı biriktirdim ve burada da bahsedip bir gezi günlüğü oluşturmak istedim. 

Küçüklüğümden beri nedense bir Yunanistan hayranlığım mevcuttu. Mitolojisinden midir alfabesinden midir bilinmez, pek merak eder mutlaka gitmek isterdim. Bu ilgim KPSS hazırlık döneminde 180 derece tersine dönmüş olsa da böyle denk geldi ve benim ilk yurtdışı gezim Midilli Adası'na oldu. Hem yurtdışı gezileri hakkında hem de gidilecek yerler hakkında bilgim olmadığından gezimi bireysel değil bir tur şirketiyle yaptım.




İlk durak Ayvalık Deniz Hudut Kapısı. Burada yapılan gerekli kontrollerden sonra feribota biniliyor. Ben, vizem olmadığı için kapı vizesi kullandım. Kapı vizesi, birkaç günlük konaklama için alınan kısa süreli bir vize. Bedeli 55 Euro. İşlemlerimi tur şirketi hallettiği için bu kısım hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değilim.


Geçiş; Ayvalık'taki Jale, Jale Zehra vb isimli orta büyüklükteki feribotlar ile yapılıyor. Bu feribotlara araba da binebiliyor. Yer yer uçsuz bucaksız deniz manzarası, yer yer de mini mini adalar manzarası ile sakin ve göze hitap eden, yaklaşık 2 saat süren bir yolculuktan sonra adaya ayak basıyoruz.


Feribot karaya yanaşmadan kısa bir süre önce telefonunuza Yunanistan'a Hoş Geldiniz, şeklinde bir mesaj geliyor ve bundan sonra telefon kullanımı dikkat gerektiriyor.


Türkiye'ye bakan sahil yolu boyunca belli bir telefon ayarı ile Türkiye'deymiş gibi kullanım gerçekleştirebilse de ben risk almak istemedim ve Wi-Fi kullandım. Mekanların çoğunda ücretsiz Wi-Fi mevcut. Ya şifresizler ya da menüye, camekana şifre yazılmış oluyor.

Adanın ismi aslında Lesvos. Midilli, başkenti oluyor ama Türkiye'de adaya komple Midilli deniyor. Karaya ayak basınca ilk iş otobüsümüze yerleşiyoruz ve Midilli şehir içine geçiyoruz. Midilli çarşısında bir tura başlıyoruz. 

Burada Safo Meydanı, Ermou Caddesi, İlk Osmanlı Bankası, Metropol Kilise, Yeni Camii ve Türk Hamamı uğradığımız yerler oldu.

Safo Meydanı'nın fotoğrafını çekmemişim ne yazık ki. O yüzden sadece yazacağım. Bu meydanda Antik Yunan'ın büyük kadın şairlerinden biri olan Safo'nun heykeli var. Safo; eserlerinde kadın erotizmine yer vermesi, kadınları övmesi, erkekleri eleştirmesi ile dikkat çekince; üstüne bir de Afrodit'e şiirler yazınca adı temelli lezbiyene çıkmış ve adadakilerin baskısı ile intihar etmiş. Adanın ismi de buradan gelmekteymiş. Lesbienne-lesbian kelimelerinin karşılığı Lesbos'lu eşcinsel kadın derken bu Safo ve ada ismi bütünleşmiş.


Ermou Caddesi'ne doğru ilerlerken dikkat çeken ilk yapı Cafe Panillion oluyor. Bina, 1800'lerde Osmanlı Devleti tarafından yaptırılmış. Daha sonraları pastane olmuş ve bugün de varlığını sürdürüyor. Burada tatlı yiyip kahve içebiliyorsunuz. Tarihi ve sanat kokan çok güzel bir yerdi.



Ve Ermou Caddesi... Her şehirde mutlaka bir Ermou Caddesi varmış. Bizdeki Cumhuriyet Meydanı gibi düşünebiliriz. Caddeler hep dar. Arabayla geçişler güç. Zaten adadaki temel ulaşım aracı motormuş. Her ailede mutlaka 3-5 tane motor bulunurmuş.




Sıradaki durak Metropol Kilisesi. Hristiyanlığı fazla somutlaştırılmış bir din olarak görsem de kilise dizaynlarını her zaman çok beğenmiş, ihtişamlı bulmuşumdur. Metropol Kilisesi'nde de tavan ve duvarlar başta olmak üzere çok güzel ayrıntılar mevcuttu.





Ondan sonra girdiğimiz Thermi Kilisesi yine ihtişamıyla göz doyurdu. Bahçesindeki kilise çanının yapımında kullanılan sarımsak taşlarının hikayesini dinledik. Bu taşlar, volkanik patlamalar sonucu oluşurmuş ve pek kıymetliymiş. Sadece, bazı zengin ailelerin evlerinin yapımında ve kilise yapılarında kullanılırmış.

Thermi Kilisesi Çanı 
  






Ermou Caddesi'nde ilerlerken burada her dinin ayrı bir mahallesi olduğunu öğreniyoruz. İslam Mahallesi, Rum Mahallesi, Musevi Mahallesi gibi... Biz İslam Mahallesi'nden devam ettik. Buradaki ara sokakların isimleri pek tanıdıktı. Türkiye'de de bulunan Bergama, Dikili, Foça vb'nin Yunan versiyonları...

%50 Dikilili olduğumdan, bu durum pek hoşuma gitti.


Ayrıca bazı dükkanların duvarlarında Arapça yazılar da mevcuttu. Buralarda çeşitli hediyelik eşya dükkanları da vardı.






İlerledikçe karşımıza Yeni Camii çıkıyor. Maalesef ki sadece ismi böyle. Kendisi yıkıntı halinde. Camii binasının önünde bir kuşluk var. Kuşlara yuva şeklinde düşünülmüş olan bu şirin şey, camiinin minyatür haliymiş.







Yeni Camii'nin Medresesi
Yeni Camii'nin hemen hemen karşısına denk gelen bir diğer yapı Osmanlı Hamamı. 1825 yılında yapılan bu hamam bir kaç sene önce restore edilmiş ve bir Etnografya Müzesi'ne dönüştürülmüş. Girişin 2 Euro olduğu bu müzeye 2 sene boyunca kimse girmeyince müze kapatılmış. Şuan boş.

Yolumuzun sonunda deniz kenarına ulaşıyoruz. Burada yine bir meydan ve denizden gelmişçesine duran (arkasının denize dönük olması ve şehre bakışı) 3 çocuklu bir kadın heykeli var. Bu kadın mübadeleyi temsil ediyormuş. Türkler bizi gönderdi gibisinden laf sokmalı bir heykel. Zaten gerek kiliseler gerekse heykellerde ve hikayelerde sürekli bir laf sokma durumu mevcut. Bizi sevmiyorlar efendim :)


Buradaki bir deniz kenarı restaurantında mola veriyor ve öğle yemeğimizi yiyoruz. Restaurantın ismi: To Kapnario. Türkiye'de bolca gördüğümüz tarzda bir yerdi. Gitmeden önce biraz internet araştırması yapmış ve neler yenmesi gerektiğine bakmıştım. Seçimim Greek Salad oldu. Bu, adanın her yerinde rahatça bulabildiğiniz bir salata. Çok meşhur yani. İçeriği soğan, salatalık, domates, siyah zeytin ve biber. Hepsinin ortak paydası iri şekilde dilimlenmiş olmaları. Özellikle domatesler kocamandı. Üzerinde bir adet kalın ve büyük dilim peynir oluyor. Bu peynir Feta Peyniri olarak geçiyor ama Feta aslında dilim demekmiş. Zamanla peynir çeşidinin ismi olarak şekillenmiş. Yani bir yerde Feta Peyniri diye yediğiniz bir peynir, diğer yerde yine Feta Peyniri ismiyle gelip başka bir tada sahip olabiliyor. Salatanın bence öyle çok özel bir durumu yoktu. Çoban salatanın iri kıyım hali diyebiliriz.


Bir diğer yenmesi gereken: Kabak Çiçeği Dolması. Biz Egeliler bunu bilir, farklı bir şeklini bolca yaparız ama misal Karadeniz insanının bilmediği bir tattır bu. Hatta öyle ki kabak çiçeğini çöpe atar kendileri :) Bizim yaptığımız baya pirinçli dolma haliydi. Bir de kızartmasını yaparız. Yunanlar içini peynirle doldurup kızartmışlar. Bu halini yememiştim hiç. Hoş ve farklı bir tattı. Bir Greek Salad yerine bu daha orijinaldi bence.



Hem burada hem de otelde birkaç çeşit ekmek tatma fırsatım oldu. Hepsini çok beğendim. Özellikle buradaki ekmek, bizim mısır unundan yapılmış ekmeklerimize benziyordu. Buna karşın suları berbat. Ne kadar içerseniz için susuzluğunuz gitmiyor, tatsız ve garip bir şey. Yanımda şişe şişe su götürsem de elbette ki bu sıcaklarda yetmedi ve zorluk çektim.

Yemeklerden sonra dikkatimi çeken bir şey oldu ki o da sofranın toplanmamasıydı. Oturduğumuz her yerde bunu yaşadım ve rehberimize nedenini sordum. Batı kültüründe sofra toplanmasının ' Yedin bitti haydi git.' anlamına geldiğini; ayrıca masada boş tabak ve boş bardak çokluğunun bir çeşit zenginlik göstergesi olduğunu söyledi. 

Diğer bir dikkatimi çeken şey ortaya gelen ekmeğin ortak ödenmesiydi. Her hesaba 1 euro ekmek bedeli eklendi. Garson kız, bu durumu, ekmeği herkes yiyor, herkes ödemeli diye açıkladığında başta hoşuma gitse de üzerinde düşününce biraz garip geldi. Müşteri açısından bakıldığında, eğer hesabı tek kişi öderse, normal oluyor ama örneğin 4 kişi gidip Alman usulü takılırsanız, 1 sepet ekmek size 4 euroya mal oluyor.



Öğle yemeğinden sonra otobüsümüze binip Agiasos Dağ Köyü'ne gidiyoruz. Bu köy, Türkiye'deki Şirince Köyü'ne benzetiliyormuş. Gerçekten aynısı diyebilirim. Köyün girişinde bir heykel vardı. Ne yazık ki kimdir nedir şuan hatırlamıyorum.

Köy, seramik işi ve ahşap oymacılığı ile ün salmış. Çarşısında birçok hediyelik eşya dükkanı mevcut. Fiyatlar biraz tuzlu. Kimi esnaf suratınıza bile bakmazken kimi hoş geldiniz, güle güle gibi Türkçe kelimelerle sizleri selamlıyor/uğurluyor. Bu durum adanın genelinde de mevcut.






Adada birçok yerde çeşme görmek mümkün. Bu köyde de böyle güzel ayrıntılı bir çeşme vardı.

Köyde yine bir kilise: Meryem Ana Kilisesi. Burası ünlü bir adak yeriymiş. Girişteki büyük ahşap avize dikkat çekiyordu. Yine Hz. İsa'nın hayatını anlatan tablolar ve Meryem Ana çizimleri mevcut. Gezdiğimiz kiliseler içinde sadece bu kilise karanlıktı ve minik kandillerle aydınlatılmıştı. İçindekiler, ışıktan zarar görmesin diye bu şekilde bir uygulama varmış. Fotoğraf çekerken uyarıldığım için buraya ait çekimlerim az. Flaşlı çekim yasak. Flaşsız da anca uzaktan çekim yapmanıza izin veriyorlar. Bununla beraber kiliselere şapkayla ve güneş gözlüğüyle de giremiyorsunuz.



Sokaklarda gezerken uğradığımız bir kafe... İsmini not almamışım ama çekimlerde görebildiğim kadarıyla: Kimbo. Adada Türk Çayı'nı bilen ilk ve tek kafeymiş. Adanın başka bir tarafında İngilizlerin yazlıkları vs olduğundan o kısım İngiliz Çayı'nı öğrenmiş ama bu kafe tur şirketinin gidip gelmesiyle bizim çayı öğrenmiş. 3-5 sene sonunda da mükemmel bir şekilde yapmaya başlamış. Çay, gerçekten harikaydı. Ama tabi öyle çay tabağı gibi Türk usulü sunumları yoktu. Fiyat 1,5 euro.


Buradan ünlü ressam Theofilos'un yaşadığı ağaç kovuğuna geçiyoruz. Bu amcamız kök boyayı bulmuş ve duvarlara harika resimler çizmiş. Zaman zaman başka ülkelere çağırılmış ama o büyük şehirlerde barınamamış ve buraya geri dönerek bir ağacın kovuğunda hayatını sürdürmüş/tamamlamış. Duvarlarda yaptığı resimlerin kalıntıları var. Köylü de bu resimleri seramik tablolar haline getirmiş ve satıyor.




Burası da gezilince yeniden otobüse binip akşam yemeği için Midilli merkeze gidiyoruz. Ada içinde gidip gelirken yol kenarlarında dikkat çeken minyatür evler vardı. Bu evler, trafik kazasında ölen insanlar adına, öldükleri yere, aileleri tarafından dikiliyormuş. Her biri başka. Kimisi basit bir tenekeden yapılmışken kimisi baya büyük ve görkemli. Bu fark ailenin ekonomik durumu hakkında bilgi veriyormuş. Herkes bütçesine göre yaptırıyor yani. İçlerinde ölen kişinin fotoğrafı, mum, su vb oluyor. Ölüm yıldönümlerinde buralarda mum yakılıp ölü anılırmış. 3 günlük gezimde kesinlikle en çok etkilendiğim şey bu oldu.



Ve akşam yemeği vakti. Akşam yemeği için Midilli merkezdeki sahil balıkçılarından birini tercih ettik. Adada gördüklerim içinde en Türk yer burasıydı. Baya konuşabiliyorlardı ve menülerinde de Türkçeye yer vermişlerdi. Canlı müzik geceye keyif kattı. Şarkılar da tahmin edeceğiniz gibi pek tanıdık :) Çifte telli, türküler, Sezen Aksu...



Yemeklere gelince; yine bir Greek Salad tercih ettim. Bu defa içinde roka da vardı ve bence daha başarılıydı. Meze olarak patlıcan salatası ve bakla favası vardı. Bildiğim, evde de yapıp yediğimiz şeyler olduğundan benim için yeni bir tat değillerdi belki ama Türkler kadar (annem kadar) güzel yaptıklarını söyleyebilirim.



Sardalya muhteşemdi!



Adada her deniz ürünü restaurantında rastlayacağınız bir görüntü, kurutulmaya bırakılmış ahtapotlar. Ahtapot yemek beni rahatsız ettiği için ne yazık ki tadamadım ama şarap soslu ahtapotun ününü çok duydum.


İçecek olarak elbette ki Uzo tercih edildi. Adadaki en ünlü marka Barbayani. Fabrikasını da gezdiğimden bu konuya bir diğer yazımda ayrıntılı olarak değineceğim.


Ve 1. günün sonu... Jimis Şişman'dan bir deniz manzarası ile yazımı bitiriyor, 2. günün yazısında görüşmek üzere diyorum!


Sevgiler

6 yorum:

  1. Güzel bir gezi olmuş. Biz geçen sene pazar günü gittiğimiz için hiç bir yer açık değildi. Tam anlamıyla para kaybından başka bir şey olmamıştı bizim için :(

    YanıtlaSil
  2. Çok merak ettiğim bir yer Yunanistan keyifle okudum :)

    YanıtlaSil
  3. Bende yunan ezgilerine bayılırım gidip görmeyide ayrıca çok isterim ınsallah bırgun olur, cok guzel bır yazı olmuş ellerıne sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Ne guzelmis sevgili Kontes, iyi ki gezmis bizlere de yazmissin, sevgiler

    YanıtlaSil
  5. Ay bende cok gitmek istiyorum, özellikle adalara, harika fotograflar! :)

    YanıtlaSil
  6. Bende Yunan adalarını çok merak ediyorum.Kısmet olursa bir gün inşallah bende gidicem :) Fotoğraflar harika . Satılan ürünlerde al beni diyor :)))

    YanıtlaSil


♥ Yorum yazan elleriniz dert görmesin, sevgiler :)