26 Şubat 2015 Perşembe

Raflar Yenileniyor / Şubat 2015




Şubat ayından gözüme takılanlar ^_^



"Belki de kırılmıştır kalbim. Bildiğimiz anlamda kırık bir kalp değil, sadece ortadan ikiye çatlamış bir kalp de değil. Şömine rafından alınıp, sert bir el tarafından sökülerek parçalarına ayrılan, sonra da paramparça bir halde yere bırakılan bir saat gibi. Bir daha çalışamayacak kadar parçalanmış bir saat…"

Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella Winterbourne, kalbi acıdan kavrulsa da, 1901 yılında eşiyle birlikte o çok kıymetli hediyeyi Avustralya parlamentosuna teslim etmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkmak zorundadır. Ancak gemi Queensland sahilinde batar ve bu kazadan sağ kurtulan tek kişi Isabella'dır. Ve ne talihtir ki eşinin gözü gibi sakındığı hediye de kıyıya vurmuştur. Isabella bir karar vermek zorundadır. Ya kocasının zengin ve baskıcı ailesine geri dönecektir ya da elindeki bu hediyeyle yıllardır özlemini çektiği saklı rüyasını gerçekleştirecektir. İşte o an uçsuz bucaksız karanlık sahilde bir ışık dikkatini çeker. Ve Isabella deniz fenerinin sığınağına bırakır kendini… 

Bir asır sonra Libby Slater, hiç karşılık beklemeden sevdiği adamı kaybedince, artık ona anlamsız gelen Paris şehrini ardında bırakmaya karar verir. Yaşamını çocukluğunun geçtiği Deniz Feneri Koyu'nda devam ettirecektir. Ancak yirmi senedir hiç görüşmediği kız kardeşinin düşüncesi onu endişelendirse de geçmişte yapılan hataların telafisi yoktur. Dahası fener evinde kalmaya başladığı günler ona bu koyun her zaman sürprizlerle dolu olduğunu gösterecektir…

Kır Çiçeği Tepesi ile gönülleri fetheden Kimberley Freeman, farklı yüzyıllarda yaşamış iki kadının geçmişi geride bırakıp geleceklerine yön verişlerini ustalıkla anlatıyor. Ve bu kadınların aradıkları cevaplar ise Deniz Feneri Koyu'nda saklı. 

"Freeman, bir asır arayla yaşayan ama geçmişin zorluklarıyla bir şekilde başa çıkan ve aynı deniz fenerinin huzuruna sığınan iki kadının hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor." 
-Publishers Weekly-

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Yukarıdaki sözü Platon söylemişti. Nobel ödüllü Eugene Wigner, "Nasıl olur da matematik doğa yasalarıyla bu denli uyumlu olabilir?" diye sormuştu. Ve yine büyük düşünür Descartes, "Matematiksel olarak kanıtlanamayan hiçbir şeyi doğru olarak kabul etmem!" demişti. Eski çağlardan bu yana tüm bilim insanları, filozoflar, soyut bir disiplinin doğal dünyayı böylesine kolay bir biçimde açıklamasını hayretle karşılamışlardır. Dahası matematik, zamanında bilinmeyen ve bugün varlıkları kanıtlanan atom zerrecikleri ve kozmik fenomenler hakkında da kehanetlerde bulunmuştur.

Matematik bir buluş mudur yoksa keşfedilmiş bir bilinmeyen mi? Einstein'ın iddia ettiği gibi matematik deneyimlerden bağımsız, insan zihninin ürettiği soyut bir kavram olsaydı, içinde yaşadığımız dünyayı böylesine mükemmel ve kesin bir şekilde tarif edebilir miydi? Veya kehanetlerde bulunabilir miydi? Hubble Uzay Teleskopu Bilim Enstitüsü Başkanı Mario Livio, Pisagor'dan günümüze dek uzanan matematiksel düşünceleri inceleyerek, aklımızı kurcalayan soruları zekice yanıtlıyor. Bu harika kitap, insan zihninin derinlikleri ile bilim dünyası arasındaki ilişkiyi merak edenler için eşsiz bir rehber olacaktır.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Lucy'nin o henüz çocukken ortadan kaybolan güzel annesi hakkındaki dedikodular yaşadığı kasabada hâlâ sürüp gitmektedir. Bu yetmezmiş gibi en yakın kız arkadaşı Cheri ortadan kaybolmuş, sonra da cesedi herkesin görebileceği biçimde ortaya bırakılmıştır.

İki kadının Lucy'nin peşini bırakmayan hayaletleri onu olayların arkasındaki sırrı çözmek için zorlayacak ve genç kız ölümü pahasına harekete geçecektir. Kanın Ağırlığı kanunun kolunun uzanamadığı, insanın ardında hiç iz bırakmadan kolayca ortadan kaybolabildiği kırsalın karanlık yüzüne bir bakıştır. Kitabında haşin ve girift, dahası içinde yaşayan karakterler gibi olabildiğince canlı ve unutulmaz bir kasaba portresi yaratan Laura McHugh, usta bir yazar olduğunu kanıtlıyor. Yazarın büyüleyici bu ilk romanı, ailenin ne anlama geldiğinin ilgi uyandıracak bir keşfi aslında; yaptığımız fedakârlıkların, sakladığımız sırların ve sevdiklerimizi korumak adına ne kadar ileri gidebileceğimizin bir aynası… 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Neden düşüncelerimizle davranışlarımız birbirinden farklıdır? "İşte bu!" dedirtecek kitap işte bu…

Erkekler neden aldatır? Neden eski dosttan sevgili olmaz?
Neden kötü gidebilecek her şey kötü gider?
Pes etmek ve başarmak neden iç içedir?
Hayır demek neden bu kadar zor?
Neden düşündüğümüzden fazlasını yapabiliriz?

Neden felaketlerin peş peşe geleceğini düşünürüz? Neden niyetlendiğimiz her şeye 72 saat içinde başlamamız gerekiyor? İyi bir tavsiye neden hep pahalıdır? Neden hep kaybedenleri destekleriz? Çünkü insanlar bilinçaltının etkilerine karşı zayıftır. Hiç de düşündüğümüz kadar mantıklı değiliz. Jochen Mai ve Daniel Rettig günlük hayatta duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı belirleyen en ilginç psikolojik olguları bir araya topladı. Çalışırken ya da pes ederken, kazanırken ya da kaybederken, öğrenirken ya da anlarken, öfkelenirken ya da severken kararlarımız ve duygularımız yönlendirilmeye fazlasıyla açıktır. Ancak bu mekanizmayı tanıyıp nasıl çalıştığını çözmek de büyük bir avantajdır. Bu kitap, incelediği etkiler, araştırmalar ve psikososyal deneylerle oldukça eğlenceli ve ilgi çekici bilgiler sunmanın yanı sıra, içindeki testler aracılığıyla da davranışlarımız hakkında ipuçları veriyor.

"Düşünüyorum, Öyleyse Deliyim, dünyaya bambaşka gözlerle bakmanızı sağlayacak." 
-Zeit Online-
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Fırtınaların Harap Ettiği Bir Dünyada Acımasız Geceye Ve Tüm İhanetlere Rağmen Hayatta Kalmak İçin Direnen Bir Aşk

Aria annesinin kaybını kabullenmiş ve artık Hayal'in dışındaki yabani dünyaya uyum sağlamıştır. Peregrine ise Tide kabilesinin Kan Lordu olarak yeni sorumluluklarına alışmaya çalışmaktadır. Birbirine umutsuzca âşık iki gencin yolları aylar sonra tekrar kesiştiğinde mutlulukları çok kısa sürer. Tide'lar, yarı kametçi olan Aria'ya güvenmemektedir ve Perry, yönetmesi gereken kabile ile sevdiği kadın arasında kalır.

Eter fırtınaları her geçen gün kötüleşirken, emniyette olabilmek için tek umutları Durgun Mavi'yi bulmaktır. Üstelik bu efsanevi bölgeye ulaşmak isteyen sadece onlar değildir ve Perry'nin yeğeni hâlâ Konsül Hess'in tutsağıdır. Etrafları sahte dostlar, dosta dönüşen düşmanlar, doğal felaketler ve güçlü tutkularla çevrilen ancak asla yılmayan Aria ile Perry güzel bir gelecek kurmak uğruna bir kez daha ayrı düşecektir.

"Akıllara durgunluk veren bir macera ve aşk hikâyesi. Bu kitaba resmen saplanıp kaldım." 
-Kami Garcia-

"Sürekli artan duygusal gerilimiyle ilgi çekici bir trajedi." 
-Kirkus Reviews-

"Sevilen karakterler geri dönüyor, yeni karakterler ortaya çıkıyor ve Sonsuz Gökyüzünün Altında'nın hayranlarını harika bir hikâye bekliyor." 
-Romantic Times-

"Rossi, Sonsuz Gökyüzünün Altında'nın ustaca yazılmış, sürükleyici devam kitabında tempoyu hiç düşürmeyerek çıtayı yükseltmiş."
-VOYA-

"Sadakat, hayatta kalma ve aşka dair bu roman, duygusal yoğunluk ve macera dengesiyle okuyucuları oldukça tatmin ediyor."
-Booklist-

"Perry ve Aria, hayatta kalabilmek için hem birbirlerine tutunan hem de birbirlerinden faydalanan gerçekçi karakterler. Tükenmekte olan bir dünyada, başkahramanların karşısına zorlu engeller çıkaran kötü adamlar bile çaresiz kalırken Aria ile Perry kusurları olan fakat iyi niyetli birer lidere dönüşüyor." 
-The Horn Book-

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Hollywoodda yalanlar, onları söyleyen yalancılar kadar tatlı! 

Jane Roberts ve en yakın arkadaşı Scarlett Harp sıradan hayatlar süren iki genç kızdır… ta ki Los Angeles Şekeri isimli bir realite programının yıldızları olana kadar. Ancak kamera önünde sürdürdükleri hayatları gittikçe karmaşık bir hal alacaktır… 

Ateşli fotoğrafları basına sızan Jane, bir magazin skandalının başkahramanına dönüşür. Programdaki arkadaşı Madison Parkerdan yardım ister fakat Madisonın Janei gerçekten koruyup korumayacağı şüphelidir. 

Scarlett da bambaşka bir skandala karışmak üzeredir. Âşık olmaması gereken bir erkeğe gönlünü kaptırdığı için bu büyük sırrı saklaması gerekmektedir fakat Hollywoodda hiçbir şey uzun süre sır olarak kalamaz! 

"Çok eğlenceli." 
-Heat -

"Tam bir skandal." 
-Teen Now-

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Şimdi de Her Anınızı Kaydedeceğiniz Özel Günlüğüyle…

Sırlarınız bu kapağın altında güvende… Grinin Elli Tonu: İçimdeki Tanrıça, Hayatın zevk dolu anları artık bambaşka bir biçimde kaleme alınacak… Tüm yaratıcılığınızı yansıtacağınız, düşüncelerinizi, en sevdiğiniz sözleri ve dilediğiniz her şeyi kaydedeceğiniz size özel sayfalar…

Günlükte E L James'in romanlarından akıllara kazınan alıntılarla ve yazarın sürpriz notlarıyla karşılaşacaksınız. 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Cüceler Savaşta Galip Geldi. Ancak Karanlık Güçler Tekrar Toplanıyor.

Tungdil ve diğer cüceler, kalleş Magus Nôdonna karşı kazandıkları zaferi kutlamaya hazırlanırken gizemli bir ork ordusu, cüceleri ezip geçmek için sinsice ilerlemektedir. Korunaklı Ülke topraklarında birdenbire ortaya çıkan ve içene gizemli güçler bahşeden Kara Su onları daha da zorlu rakiplere dönüştürmüştür. Tungdil ve silah arkadaşları, savaş meydanına tahmin ettiklerinden çok daha çabuk döneceklerdir. Bu mücadele esnasında Tungdil ile dostlarının yolları Hür Cücelerle kesişir ve insanların arasında yetişen Tungdil, alışkın olmadığı cüce gelenekleriyle hem duygusal hem de fiziksel açıdan yüzleşmek zorunda kalır.

Bütün bunlar olurken, diğer tüm klanlara düşmanlık besleyen Üçüncüler hain planlar yapmaktadır. Fakat Korunaklı Ülkenin dışından gelen ve düşman ayrımı yapmayan yabancı bir tehdit, Korunaklı Ülke halkının bütün planlarını bozar. Tion tarafından yaratıldığına inanılan bu efsanevi yaratıklar acaba gerçekten de Korunaklı Ülkenin sonu mu olacaktır? Eski düşmanlar bu yeni tehdit karşısında çok geç olmadan işbirliği yapabilecek midir?

Baltalarınızı ve Kılıçlarınızı Bileyin, Cüceler Geri Dönüyor!
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Jinekolog Yazılır Kadın Doğumcu Okunur

Vatandaşım okudu mu, aşk kitapları okuyormuş. Bu satırları okuyunca ne bulacağınızı şimdiden bilin ki zamanınızı boşa harcamayın. Bu kitabın hamuru kadın, mayası ise ben. Her yaşta kadını çilesiyle, çaresizliğiyle adan zye tanıyan bir kadın doğum uzmanının kaleminden okuyacaksınız bu defa! Öyle şeyler anlatacağım ki, zaman zaman kanınız donacak, gözleriniz yaşaracak! Eli hamurlu, lastiği çamurlu, bedenleri şalvarlı, yüreği burgulu, ayakları nasırlı kadınları anlatacağım. Ellerimle dokunduğum kadınları, kürtaj için gelen kadınların çilesini anlatacağım. Kimisi kurtulmak isterken yavrusundan, kimisinin nasıl da olmayan yavrusuna sarılmak istediğini anlatacağım.

"Son derece akıcı, ilgi çekici, meraklandırıcı buldum. Özellikle konunun kavranması için yapılan benzetmeleri ve kavrayıcı etkinliklerin çok mükemmel olduğunu gördüm. Sizin yazdıklarınızda ciddi bir anlatı edebiyatı örneği görüyorum ve kutluyorum."
-Yılmaz Karakoyunlu-

"Bazen hiç beklemediğiniz yerden hayata dair sert, acımasız, gerçek öyküler geliyor karşınıza. Hayatta hiç bir bilgi yaşanmışlıkla boy ölçüşemez. Dilerim, toplumun eline ulaşan, bu can yakan alevli ısırgan öyküler, üstün bir estetik dilin üslubuna dönüştürülmüş bu öyküler, tüm kadınlarımız tarafından okunur."
-Nihat Genç-
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Yaşam Yanı Başınızda Peki Siz Bunun Farkında mısınız?

Saati tersine çevirmenin ya da kaçınılmaz olanla savaşmanın bir yolu yok: Yaşlanıyoruz! Zaman bizi yıprattıkça gençlik sadece anılarda kalıyor. Kronik hastalıklar ve zamansız ağrılarla ağır darbe alan sağlımız, gücümüzü de yanına alarak bizden uzaklaşıyor ve buna karşı yapabileceğimiz en iyi şey kaderimizi nazikçe kabullenmek. Kendimizi modern tıbba teslim ediyor ve en iyisini umut ediyoruz. Zaman akıp giderken bizim müdahale etme hakkımız yok. Yoksa var mı?

Yaşam Yanı Başınızda; sağlığımız, bedenimiz ve yaşlılığımız üzerinde sandığımızdan daha fazla kontrol sahibi olduğumuzu anlatıyor. Tıbba, doktorlara, toplumun genel algılarına ve yanlış bildiklerimize odaklanırken hepsini eleştirel bir gözle inceliyor. Psikolojimizin sağlımız ve yaşlanma sürecine etkilerini, hatta olumlu düşünerek ve farkında olarak ömrümüzün bile uzayabileceğini dile getiriyor. Bu kitap, sağlığınıza, psikolojinize ve bedeninize bakışınızı değiştirecek.

"Yaşam Yanı Başınızda sağlık ve yaşlanmayla ilgili yeni bir düşünme biçimi sunuyor. Her yaşta yaşam kalitenizi artırmak için bu harika kitabı okuyun."
-Dr. Deepak Chopra-

" Ellen Langer harika bir hikâye anlatıcısı, Yaşam Yanı Başınızda zihnimizin ve bedenimizin birbirine bağlı olduğunu anlatan büyüleyici bir hikâye."
-Dr. Dan Ariely-

"Dr. Langerın çalışması beden-zihin bağını büyüleyici bir şekilde gözler önüne seriyor. Yaşlandıkça sağlığımızı ve performansımızı en iyi şekilde kullanmak için zihnimizi değiştirmenin bedenimizi nasıl etkileyeceğini gösteriyor."
-Jill Bolte Taylor-
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



"Hayatını sosyal medyadan takip edebileceğiniz tek kitap karakteri." 

Blogger'ların atası, 
Monçiçi bakışlı, 
Zalım stalker,
Fake evliya pucca sunar! 

Bir blog yazıp hayatı değişen, hatta o hayattan bir de film yapılan, geçmişinden kaçarken bile yine ona sığınan Pucca, onu üzenlere, bok var gibi evlenenlere ve haksızlıklara ateş püskürürken; onu sevenlere, pms pms diyenlere ve akılsızlara bedavaya akıl veriyor. Vee mutlu sonu aramaya devam ediyor... "Yaşarken hiç komik değildi..."

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Sahneler ve mekanlar, haller ve duygular, insanlar ve dil... Yumruk gibi hikayeler en korunaklı bölgelere iniyor, savunmasız karanlıklarda art arda şimşekler çakıyor. Sezgin Kaymaz gücünü nereden alıyorsa orayı güçlendiriyor okuyan 'İyi ki Türkçe biliyorum' diye şükrediyor. Ağrıları hortlatan aşk, tasma takıp ücralara kapatılan vicdan, neyin fısıldadığı sır, kum taşında gizli şanş... Çareyi uzayda arayanlar, özrü kabahatinden büyük olanlar, küçük bir ekte saklı hayatlar, yüz bin sene beklenenler...Zıtlıkların dengesi korkusuzca kurcalanıyor, gözyaşları ve kahkahalar eşliğinde samimi ve sahi bir serüven başlıyor. Sezgin Kaymaz, hikayelerin kahramanı yaptığı okura sesleniyor: Bakele!
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


"Günümüzün kültürel radikalizmi ekonomik ve ekolojik kriz bağlamına gitgide daha fazla teslim olurken, Jamesonın postmodern Marksizmi ise diyalektiği tekrar eski haline, yani Marxın ünlü sözündeki gibi "burjuvaziyle onun doktriner sözcülerinin gözünde bir skandal ve bir tiksinti nesnesi" addedildiği hale döndürebilir." 
-Ben Noys, The Philosophers Magazine-

Batı felsefesinin son iki yüzyılını derinden etkileyen diyalektik, Marxtan bu yana eleştirel düşüncenin de en önemli, en çok tartışılan odak noktası oldu. Jameson bu felsefi geleneğin tarihinde ortaya çıkan sorunlarla ilgili bu teorik incelemesinde, metalaşma ve küreselleşme üzerine yazdığı denemeler ve Rousseau, Fichte, Heidegger, Sartre, Derrida, Lacan gibi gerek diyalektik yanlısı gerekse karşıtı olan düşünürler aracılığıyla tartışmayı bir bağlama oturtuyor. Elli yıl boyunca diyalektik düşünce üzerine çalışmalar yapmış ünlü kültür eleştirmeni ve felsefeci Fredric Jamesonın, Batı felsefesinde yanlış anlaşılmış, çarpıtılmış ve hayati önemdeki bir düşünce çizgisini ele alan bu kapsamlı çalışmasından, iç gerilimlerin zorlamasıyla, entelektüel uğraş alanında yeni bir çağ doğabilir.

Titiz bir incelemenin ürünü olan Diyalektiğin Birleştirici Güçleri, "mekânsal" diyalektik denilen yeni kavrama doğru ilerleyen bir hareketin haritasını çıkarıyor ve tarihsel materyalizmi irdeleme kapsamına aldığı bir Paul Riccoeur incelemesi üzerinden de küreselleşme konusunda olağanüstü bir tefekkürle sona eriyor. Jameson diyalektik düşünceyi, 21. yüzyıl için yeniden canlandıran yeni bir düşünce sentezi sunuyor.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Asil Dehşet Evdedir

Dört kitaptan oluşan David Hunter serisinin ardından Simon Beckett, yeni kitabı Kapanla yeniden, geçmişi arkasında bırakmaya çalışan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Polisten kaçarken kendisini Fransada bulan Sean bir kapana basar ve o andan itibaren, gizem dolu bir dünyanın kapıları ardına kadar açılır.

Bir yandan geçmişin sancılarıyla uğraşırken, diğer yandan kuralları sahibinin koyduğu bir çiftlikte, yeni maceralara bulaşmak istemediği halde kendisini ölümcül sırların ortasında bulur. Ortadan kaybolan kişiler, çarpık ilişkiler… Simon Beckett Kapanla birlikte okuyucularına tekinsiz, gerilim dozu yüksek, etkisinden kolayca çıkılamayacak bir deneyim sunuyor.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------




Mısır banyolarındaki merhemlerden Hıristiyanlığın ilk dönemindeki sadeliğe, klasik çağın allıklarından ve yapay benlerinden kozmetik sanayinin ilk ürünlerine, ölçütlerini, inançlarını, ahlakı, uygulamalarıyla güzellik..
Bir Güzellik Öyküsü'nde, güzelliğe dönem dönem değişen bir sanat olarak yaklaşıyor..Her çağın kendine özgü güzelliklerinin öyküsünü, güzelliğin masalsı ve zorba tarihini yansıtan 120 resimle anlatıyor.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


7. yüzyılda doğan İslam, kısa sürede kendine özgü görkemli bir mimari geliştirmiştir. Mimarlık tarihçisi Henri Stierlin, Müslüman yapılarının bin bir biçimini betimleyip açıklarken, on yüzyılı aşkın bir süre boyunca görkemli bir atılım ve solukla yaşayan canlı bir sanatın hiç değişmeyen yanlarını ve sonsuz çeşitlenmelerini vurguluyor.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Cogito'nun feminizm özel sayısında, günümüz toplumsal, kültürel ve düşünsel bağlamında kadınlık durumunun çeşitli veçheleri feminist kuramın anahtar metinleri ışığında ele alınıyor. Sayıda Zeynep Direk, Fatmagül Berktay, Luce Irigaray, Monique Wittig, Judith Butler, Rosi Braidotti, Iris Marion Young, Hande Öğüt, Esra Arsan'ın makalelerinin yanı sıra, Elizabeth Grosz'la ve Serpil Sancar'la olmak üzere iki söyleşi de yer alıyor.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Karısını Şapka Sanan Adam, Renkkörleri Adası, Sesleri Görmek ve Uyanışlar gibi kitaplarında insanların, hastalıkların ve fizyolojik durumların hikâyelerini anlatan Oliver Sacks bu sefer okuru bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor ve sayıların, renklerin, elementlerin, metallerin, ışığın, Mendeleyev'in bahçesinden geçirerek kimyanın sihirli dünyasına götürüyor.

Bilime adanmış hayatların -Sacks'in kendi ailesinin, Curie'lerin, Scheele'nin, Davy'nin, Dalton'ın ve daha pek çoğunun- yanında, bir çocuğun gözünden İkinci Dünya Savaşı'nı okumak isteyenler için...

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Bir fincan kahvenin 500 yıllık hatırı vardır… Sabri M. Koz ve Kemalettin Kuzucu'nun hazırladığı Kahve kitabı, kahvenin ülkemizdeki 500 yıllık macerasını anlatıyor.

500 yıldır Türklerin hayatında önemli bir yer tutan kahvenin kökleri, bir Afrika ülkesi olan Habeşistan'a (Etiyopya), dalları bir Arap Yarımadası ülkesi olan Yemen'e kadar uzansa da artık ne Yemen'den dağılıyor bütün dünyaya ne de Habeşistan'dan... Ama bu yaygınlıkta Türkler'in payı büyük ve "Türk Kahvesi" de ne olduğu bilinerek tüketilen bir "imparatorluk içeceği" aynı zamanda... 

Hiçbir zaman söylencelerden, dinî ve siyasî engellemelerden ve ticarî ilişkilerden kopamamış bir tarihi var kahvenin. Avrupa'ya nasıl taşındığı, kendini kabul ettirinceye kadar neler yaşadığı hep anlatılır durur. Ancak, çok uzun zamandan beri dünya kahve ticareti büyük tâcirlerin elinde. Oysa kahve, Türkler açısından, hazırlanışı, pişirilmesi, sunumu ve bunlarla ilgili geleneksel uygulamalarıyla "çok özel" bir içecek...Türk Kahvesi'nin hikâyesi merak eden herkes için Türk Kahvesi'nde...

Kahve Yemen'den gelir
Bülbül çimenden gelir
Ak topuk beyaz gerdan
Her gün hamamdan gelir
Kahve biştiği yerde
Telve taştığı yerde
Güzel çirkin aranmaz
Gönül düştüğü yerde 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Çözmeye çalıştığı cinayetler, katilleri yakalamak için harcadığı saatler, katıldığı eğitimler, atlattığı tehlikeler, hepsi boş, hepsi kocaman bir yalan; her ölüm bir cinayet, her ölüm sahibi istemeden yaşamının elinden alınması, her ölüm erken ve her ölüm nedensiz, her ölüm yaşam denilen yalanın ortaya çıkması, aynen zamanın tüm acıların ilacı olduğunun yalan olması gibi; zaman unutturmuyor, yaşam asla aynı şekilde devam etmiyor yitirilenden sonra, sadece geçiyor zaman, kaybettiğimizle yakınlık duygusunu öldürürken yaşanmamış geleceği de yok ediyor, günün birinde bir başka sevilenin de yitirileceğini anımsatıyor insanlara...

Güpegündüz sokak ortasında işlenen nedensiz bir cinayet... Mistik inançları olan bir katil... Yıllar içinde soruşturduğu cinayetlerin sayısını unutmuş, yorgun, ruhu yıpranmış bir müfettiş... Müfettişin aklını başından alan güzel bir kadın... Ve yanıt bekleyen bir soru; neden? Ahmet Erözenci, Mükemmel Katilin Peşinde romanında polisiyelere özgü kurgu ve karakterlerle yaşamın ve ölümün, acının ve kötülüğün anlamını sorguluyor. 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


2013 yılının haziran ayında gerçekleşen Gezi direnişi, araştırmacılara yeni veriler sundu. Artık hiçbir güncel çalışma Gezi sürecini görmezden gelerek bütünlüklü bir analiz sunamaz. Tıpkı 17. yüzyılın laterna magica'sı gibi, ekseriyet iblis veya canavar imgeleriyle yansıtılan "büyülü fener" misali Gezi direnişi de doğrultulduğu yüzeylere hem ışık tutar hem de kendi tekinsiz varlığının imgelerini düşürür. 12 Eylül darbe döneminden bu yana üniversiteden medyaya kadar hayatın her alanında geliştirilen "devletçi" örgütlenme ve kadrolaşma bugün meyvesini vermektedir. Muhalif ve demokratik her harekete karşı tavır alan ve acziyeti ortalığa saçılan bir "medya düzeni" ile karşı karşıyayız. İstanbul'da en büyük sokak muharebesinin yaşandığı, ilk yoğun polis şiddetinin ve ilk kitlesel direnişin meydana geldiği 31 Mayıs 2013 akşamı, özellikle "haber" ön sıfatlı kanalların yayınlamaya devam ettiği belgeseller, penguenlerin hayatından ziyade medyanın hal-i pür melali hakkında hayli bilgilendirici oldu. 2007- 2008'den itibaren her bir hükümet eleştirisini itibarsızlaştırmak için başvurulan "darbecilik", "vesayetçilik" yakıştırmaları sistematik olarak devreye sokulurken, bu kez daha kapsayıcı bir açıklama çerçevesi olarak uluslararası komploya sığınılır oldu. Faiz lobisinden CIA'sına, Reuters'inden İsrail'ine, Otpor'undan Zello'suna bir kara delik gibi giderek kapsamı genişleyen ve en akıl almaz unsurları içine çeken bir mega komplo inşa edildi. İktidar sahiplerinin doğrudan haberlere müdahale ettiği, anketleri çarpıtma teşebbüsünde bulunduğu, manşet yazdırdığı, canlı yayınları durdurduğu, gazeteci attırdığı "Alo Fatih" vakaları sıradanlaştı. Hattın diğer ucundaki medya yöneticilerinin ise el pençe divan durduğu görüldü. U. Uraz Aydın, Türkiye'deki yeni medya düzenine ışık tutan bu çalışmada, kendi alanında tereddütsüz bir duruşa ve birikime sahip gazetecilerin ve araştırmacıların analitik bakışlarını bir araya getirmektedir.

İster milliyetçi-militarist yönü ister otoriter-muhafazakâr karakteri öne çıkmış olsun, neoliberalizme ve piyasacı değerlere bağlılığın, Türkiye'de ana akım medyanın değişmez yörüngesini teşkil ettiğini gözler önüne sermektedir. Üniversitelerde, medyada, toplumsal hayatın tüm alanlarında boğuculuğu kendini giderek daha fazla hissettiren bu döneme bir kayıt düşmektedir.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Elinizdeki kitap üç temel işlevi yerine getirmek üzere hazırlandı. Öncelikli amaç, oldukça uzun süredir göz önünde bulunan, kamu üniversitelerinin yerini almaya başlayan ve çeşitli adlarla anılan kamusal olmayan üniversiteler gerçeğine ışık tutmaktır. Bu üniversitelerin farklı adlarla anılması basit bir yanlış veya bir çeşit rastlantı değildir. Tam tersine, kamusal olmayan üniversiteler karmaşık; karmaşık olduğu kadar da garip bir karma hukuk ve hiç de rastlantısal olmayan boşluklarla dolu düzenlemelere tabidir. Bu üniversiteler, kimi zaman "vakıf" kimi zaman da "holding" veya "patron" üniversitesidir. Giderek açıklığa kavuşan gerçek ise, farklı adlarla anılan bu üniversitelerin çoğunun çok yakında "kâr amaçlı üniversite şirketi" olarak işlemeye başlayacağı ve birden fazla kâr amaçlı üniversiteye sahip şirketin ortaya çıkacağıdır. Küresel şirketlerin de bu şirketler arasında yer alacağına kesin gözle bakılmaktadır. Sonuç olarak, bu tür üniversitelerin kamu denetiminden bağışık tutulduğu ortadadır ve bu nedenle "özel" üniversite olarak anılmaları çok daha doğru olacaktır.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Ağır çekimde kelebek-prezervatif cebimden fırladı, başparmağıma tünedi. Sağımı uzatarak, Ararat sakalından tuttum ve... Saniyeler babamın avucuna plastik nemli bedenini yapıştırarak beş kat hızlı ritimle uçtu. Koş şehir, koş. Arabam nefesini tutarak hayırsever kadının inşa ettiği Versay'ın içinden uçtu. Ödü patlamış Yunan tanrıları ve üç kanatlı melekler doldurdu gökyüzünü. Birinin kolu kırılmıştı. "Hammer"le korunan bir öküz başı üzerinden geçerken asfalta düşmüş kıpraşıyordu. Çektim, önünü kapattım. Öküz anırmasından Lili haznesini kaşıdı. Kandan annemin kokusunu aldım...

Kaçan Şehir, Türkiye'den bir yayınevi tarafından Ermenistan edebiyatının yeni değerlerini Türkçe'ye kazandırma adına atılmış ilk adım, iki ülke halklarını yazın yoluyla birbirine yaklaştırma girişimine verilmiş bir destek... Bu kitap Ermenistanlı yazar-oyuncu Hovhannes Tekgyozyan'ın özellikle son on yılda metropolleşme iddiasıyla çehresinde ve şehir kültüründe büyük bir değişim yaşayan başkent Yerevan sokaklarında hissettiklerini, şehri için duyduğu kaygıları ve korkuları yansıtmakta.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Dünya edebiyat eleştirisi literatürüne önemli katkılarda bulunan Northrop Frye'ın, bugün artık "kült" kabul edilen eseri Eleştirinin Anatomisi artık Türkçe'de. Bu eser, Frye'ın kendi deyimiyle, "edebi eleştirinin kapsamı, kuramı, prensipleri ve tekniklerine toplu bir bakış sağlama olasılığı üzerine, sözcüğün tam anlamıyla bir deney ya da tamamlanmamış bir girişim"dir. Özellikle eleştirmenlerin ve edebiyat öğrencilerinin "uygulamalı bir fayda" sağlamalarını hedefleyerek kaleme aldığı bu dört büyük denemesinde Frye edebiyat eleştirisinin sadece edebiyatla kısıtlı düşünülemeyeceğini ortaya koyuyor. Frye, edebiyat eleştirisini "Yaratma ve bilgi, sanat ve bilim, mit ve kavram arasındaki kopmuş ilişkileri yeniden üreten bir faaliyet" olarak görüyor. Kitabın, "Dört Deneme"yi kavrayan ve düşünsel bağlamına yerleştiren önsöz ve sonuç bölümleri, Frye'ın bu anlayışını tüm derinliğiyle ortaya koyuyor. Eleştirinin Anatomisi, edebiyat uzamının tüm sakinlerine, özellikle de Türkiye'deki edebiyat eleştirisi çalışmalarına ilham verecek bir armağan olarak görülebilir. Frye, dâhi olup olmadığı meselesini bir yana bırakırsak, beni etkilemeyi sürdürüyor. Frye'ın, Sanatın Büyük Şifresi'ni kırmak için sonsuz bir zamana sahipmişçesine yazdığını gördüğümde, istemeyerek de olsa duygulanıyorum.

Âlimler, Frye'ın yazdığı sayfalarda, yalnızlıklarını hafifleten faydalı nasihatler ve emsaller bulacaklardır.
-Harold Bloom-

Eleştirinin Anatomisi dünya eleştiri tarihinin 'klasik'lerinden biridir. Frye'ın bu kitabında kurduğu ya da kurmaya çalıştığı sistematiği benimsemeseniz dahi, kitap birçok şey düşündürecek, zihin açacak, kısacası, edebiyata bakışınızı zenginleştirecektir.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Bu bir otobiyografi değil. Tanrı korusun! Otobiyografi gıdasını egodan alır ve ben, kendiminkinden önce göbek deliklerini anlatmak isteyeceğim insanların uzun bir listesini yapabilirim. Her neyse, (bence) yalnızca ünlü yazarlar otobiyografi yazmalılar... Romanlarımda bile otobiyografik izler bırakmaktan kaçınmak için çaba sarf ettim. Bundan sonra da hayal gücümü aldatmak veya edebiyatta kendi hayatımı kullanmak niyetinde değilim. Tibet Şeftali Turtası, her ne kadar duruşu ve sesiyle epeyce andırıyor olsa ve zayıf ışıkta öyle gibi görünse de bir anı kitabı da değil. Daha kesin bir tanım yapacak olursak bu kitap, yıllardır hayatımdaki kadınlara -karım, asistanım, spor hocam, yoga öğretmenim, kız kardeşlerim, temsilcim ve diğerleri- anlatmakta olduğum doğruluğundan kuşku duyulmayacak gerçek hikâyelerin, yine onların ısrarları üzerine nihayet kaleme aldığım uzatmalı öyküsüdür. Edebiyatın formül bozan, tüm dünyada çok satanlar listelerine giren, romanlarıyla gerçeklik ve hayali bir kılan, hikâye çılgınlığıyla meşhur yazarı Tom Robbins Tibet Şeftali Turtası'nda kendi hayatının dalgalı ve durgun zamanlarını, çalkantılı ve muzip anlarını; çocukluğundan, gazetecilik yıllarından, dünya gezilerinden, yazarlığa başlayışından, askerlik anılarından, evliliklerinden, ilişkilerinden seçtiği eğlenceli hikâyeleri anlatıyor.


1 yorum:

  1. Bu aralar gazetelerde Bacak Arasından Türkiye kitabının reklamını görüyorum hep. Kitap benim de ilgimi çekti. İlk kitap alışverişimde onu da almayı düşünüyorum.

    YanıtlaSil


♥ Yorum yazan elleriniz dert görmesin, sevgiler :)