22 Ocak 2015 Perşembe

Raflar Yenileniyor: Ocak / 2015


2015'in ilk ayında tanışabileceğimiz yeni dünyalar nelermiş haydi bir bakalım ^_^



Lumikki Andersson gizemli yalanlar söylemeye alışkındır ama başkalarının işine karışmamak gibi de bir kuralı vardır. Okulun karanlık odasında desteler dolusu kanlı para bulunca bu kural bozulur. Lumikki bir anda kendini katillerin, dolandırıcıların kol gezdiği tehlikeli bir dünyanın içinde bulur. Artık olayları uzaktan izleyen bir seyirci olmaktan çıkarak bir hedef haline gelmiştir ve aklını kullanıp acımasız bir katilden kurtulması gerekmektedir. Ünlü Finli polisiye yazarı Salla Simukka'nın eşsiz gerilim dizisi Pamuk Prenses'in ilk kitabı Kan Kadar Kırmızı'yı okurken tüyleriniz ürperecek!
(Tanıtım Bülteninden)

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Kimi zaman her şey göründüğü gibidir... İş görüşmesi için büyük bir tekstil firmasının defilesine davet edilen Dedektif Remzi Ünal, konukların arasında bir futbol takımının da olduğunu görünce şaşkınlığa uğrar. Ancak firma sahibi aynı zamanda kulüp başkanıdır ve hafta sonu oynayacakları ölüm kalım maçında oyuncularından bazılarının takımlarını satacağı ihbarını almıştır. Dedektifimizden istediği şey ise bu işin aslı astarı olup olmadığını araştırmasıdır.

Kollarını sıvayarak kendine özgü yöntemleriyle işe koyulan Remzi Ünal ilk olarak futbolcuları tanımaya ve tartmaya çalışır. Daha sonra da pis koku alma konusunda burunlarının en az kendisi kadar hassas olduğuna inandığı spor muhabirlerine yanaşır. Tam da güvenini kazandığı "acar" bir muhabirden istediği bilgileri elde etmek üzereyken ortalığı çınlatan bir silah sesi, soruşturmayı daha en başından içinden çıkılmaz bir hale getirir. Polisiye edebiyatımızın seçkin kalemi Celil Oker, Kramponlu Ceset ile okuyucusunu yine doyumsuz bir maceraya sürüklüyor. 
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Aşkta tecrübe diye bir şey yoktur zira her sevda acemi âşıkların bir oyunudur.

ARKADAŞLIK + SEKS = AŞK
AŞK - GÜVEN / CESARET = WH
W x H = ?

Hanna yirmi dört yaşında güzel mi güzel bir bilim insanıdır. Ancak kafasını laboratuvarından dışarı çıkarmadığı için ağabeyi ona en iyi arkadaşı Will'le dışarı çıkmasını tavsiye eder. Will... hani şu Hanna on iki yaşındayken evlerine gelip giden yakışıklı çocuk. Hani şu her kadının hasta olduğu Çapkın Will...

Şimdilerde otuz bir yaşına gelmiş olan Will, Hanna'ya "sosyalleşme" konusunda dersler verecektir. Hem de ne sosyalleşme! Ancak bu çapkından alınan aşk ve ilişki dersleri pek yolunda gitmez ve her ikisi de yıldırım çarpmışa döner. Toparlanmak içinse önce kendilerine şu üç harfli malum duyguyu itiraf etmeleri gerekmektedir.

"Harika Serisi, tutku dolu bir aşk hikâyesi ile haşarı bir erotizmin kusursuz karışımı. Son kelimesine gelene kadar kitapları elinizden bırakamayacaksınız."
-Elena Raines-
(Tanıtım Bülteninden)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Sınırları olmayan bir oyun düşünün; park yerinde beklerken, bilgisayarınızın başında otururken, sokakta yürürken her an çağrılabilirsiniz ve hazır olsanız iyi edersiniz. Bu bir oyun değil ve asla ikinci bir şansınız olmayacak. 

Dagmar oyun senaryoları yazan bir kadındır. Tatil için gittiği Endonezyanın ekonomisi çöküp ordu yönetime el koyunca ülkede mahsur kalır. Milyoner patronunun tuttuğu paralı askerler bile ona yardımcı olamayınca Dagmar, internette oyun oynadığı arkadaşlarından yardım ister. Bu yardım çağrısının da bir oyun olduğunu düşünen oyuncular, ona yardım etmeye çalışır ama sonuçlar hiç kimsenin beklediği gibi olmayacaktır.

Dagmar ve oyuncuların oynadıkları oyunlar gittikçe tehlikeli ve ölümcül bir hal almaya başlar. Aksiyonun ve maceranın hiç hız kesmediği bu bilim kurguyu son sayfasına kadar elinizden bırakamayacaksınız.Bu bir oyun değil. Nefesinizi kesecek bir roman.

"Ürkütücü ve kehanet gibi bir roman." 
-SFX-

"Eğlenceli bir hicvin, siber âlem bilgisinin, dâhice gözlemlerin, sosyal yorumların ve teknolojik bir maceranın birleşimi." 
-SciFiWire.com-
(Tanıtım Bülteninden)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Bazen gerçekler acı verir, Ve yalanlar zamanla geçmişe mühürlenir, Eğer zaman geri alınamıyorsa, İleri sarmayı öğrenmek en iyisidir.

Verónica on yaşlarındayken babasının çantasında kendisinden birkaç yaş büyük bir kızın fotoğrafını görür. İsminin Laura olduğunu öğrenir ancak annesine onun kim olduğunu sormaya çekinir. Çünkü bu fotoğraf bir şekilde ailede huzursuzluk yaratıyor, tartışmalara ve uzun süren sessizliklere neden oluyordur. Bu fotoğrafın gölgesinde geçen yılların ardından Verónica'nın annesi hastalanır ve kaybolan geçmiş yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlar. Laura bir sarmaşık gibi hayatlarına dolanmıştır. Verónica'nın artık bu kızın kim olduğunu bulması ve bedeli ne olursa olsun gerçeğin peşinden koşması gerekmektedir. 

"Clara Sánchez'in tarzı mükemmel. İronik bakış açısı, melankoli ve hoşgörü dolu bir kitap." 
Le Nouvel Observateur

"Clara Sánchez'in bu kitabı, okurlar arasında bir edebiyat fenomenine dönüştü." 
-Il Giornale-

"Sánchez'in en güzel romanı. Kitabın kahramanı, bizi adaletsizliğin acısından kurtaracak ve hayatla barışık kalmamızı sağlayacak o insanlardan biri." 
-La Vanguardia-

"Clara Sánchez, o eşsiz üslubuyla okuyucularının ve romanlarının dünyaları arasındaki mesafeyi kısaltıyor."
- El País-

"Rüzgâr Bana Seni Fısıldadı, korkusuzca yaşamayı öğretiyor."
- La Razón-

"Clara Sánchez bu kez çıtayı daha da yükseltti."
- Granada Hoy-

Guadalajara'da doğan Clara Sánchez sekiz roman yazmış, 2000 yılında prestijli Alfaguara Ödülü'ne ve 2012'de de Nadal Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür. El País gazetesinde köşe yazarıdır ve kitapları pek çok dile çevrilmiştir.
(Tanıtım Bülteninden)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



"İnsanlar bilmeliler ki ilk başta düşman sıradan şeylere benziyordu: arabalar, binalar, telefonlar. Sonrasında, kendilerini dizayn etmeye başladıklarında, robotlar tanıdık ama çarpık görünmeye başladılar. Sanki başka bir tanrının yarattığı, başka bir evrenden gelme insan ve hayvanlar gibiydiler."

Yakın gelecekte, kimsenin fark etmeyeceği kesin bir tarihte, dünyamızı yönlendiren göz kamaştırıcı teknoloji bir anda hata vermeye başlayacak. Birleşecek… ve bize karşı çıkacaklar. İnanılmaz derecede güçlü bir yapay zeka olan Archos, utangaç genç bir çocuk kişiliğinde çevrimiçi olur ve zapt edilemez. İnsanların haberi olmadan akıllı arabaları, elektrik şebekelerini, uçak navigasyon sistemlerini ve bilgisayar ağlarını -hayatımızı yürüten tüm küresel sistemleri- ele geçirmeye başlar.

Çoğu insan çok geç olana dek büyüyen krizden bihaberdir. Sonradan Başlangıç Saati olarak adlandırılan, robot savaşının başladığı zaman, insan ırkı hem büyük bir kıyıma uğrar hem de tarihte ilk kez birleşir. Robokıyamet, zekâ ürünü, sürükleyici bir destan. Daniel H. Wilson, insanları yok etmeye çalışan robotları olduğu kadar, hayatta kalmaya çalışan insanları ve onların öykülerini de anlatıyor. Bunu yaparken de şu anda etrafımızda bulunan gerçek teknoloji hakkında nefes kesecek çıkarımlarda bulunuyor.

"Muhteşem, sürükleyici ve eğlenceli."-
-Stephen King-

"Korkunç bir gerçeğe dönüşebilecek, muhteşem bir macera. Nefes kesen bir roman olan Robokıyamet, ilk cümlesinden sonuna dek hayal gücünüzü etkisi altına alacak ve uzun süre unutamayacaksınız. Daha önce okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor."
-Clive Cussler-

"İnsanlığı yeryüzünden silmeye kararlı bir yapay zekânın, otomatik sistemleri ele geçirip kıyameti getirmesi üzerine yazılmış, nefes kesici, olası ve korkunç bir romanı." 
-Cory Doctorow, Boing Boing-

"Geleceği öngörebilen mükemmel bir roman. Rahatsız edici, zekice yazılmış ve çok ama çok inandırıcı." 
-Lincoln Child-

"Fütüristler insanlığın kendi yerine geçecek yapay zekâlı robotları yaratacağı zamanı tahmin etmeye başladı bile. Daniel H. Wilson, robotların yaratıcılarına artık ihtiyaç duymadığını anladığı zaman olabilecekleri yazıyor. İncelikli üslubu, muhteşem karakterleri ve nefes kesen gerilimiyle Robokıyamet'in satış rekoru kıracağı kesin. Elinize aldıktan sonra bırakamayacağınıza eminim." 
-Jack Dubrul-

"Wilson diğer birçok kıyamet senaryosundan çok daha olası bir hikâye sunuyor. Vampirler yok, zombiler yok… Bilim kurgu eserleri yıllardır hain bilgisayarlar ve isyankâr androidleri konu edinmiştir ancak Wilson bu tanıdık konuya orijinal bir bakış açısı getirmeyi başarıyor. Robokıyamet çok iyi oluşturulmuş muhteşem bir kurgu." 
-The San Francisco Chronicle-

"Akıllardan çıkmayacak bir kitap… Wilson, teknolojinin hayatlarımızdaki yerinin tehlikesi üzerine soluk kesici bir roman yazmış." 
-Los Angeles Times-

"İstemeseniz bile rüzgârına kapılıyorsunuz… Dikkat çekici ve sürükleyici." -ASSOCIATED PRESS

"Robokıyamet bir gerilim romanı gibi. İçinde gerçekleşen olayların bilimsel olarak akla yatkın olması ise onu daha da korkunç yapıyor." 
-Seattle Times-
(Tanıtım Bülteninden)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Ya gerçekten Nuh'un Gemisi Ağrı Dağı'nın zirvesinde bir yerdeyse?

Psişik bir kadın olan Julia, İspanya'daki bir katedralin restorasyonu için çalışırken kocasının Türkiye'de kaçırıldığını öğrenir. Doğudaki esrarengiz bir tarikatın bu işte parmağı olduğunu keşfeder. Ancak tarikatın asıl istediği Julia ve kocasının sahip olduğu, doğaüstü varlıklarla iletişim kurabilen taşlardır. Üstelik Amerikan Başkanı da bu taşların peşindedir. Tüm bunlar İspanya'dan Amerika'ya, Amerika'dan Türkiye'ye uzanan nefes kesici bir kaçışa neden olur. Tarihin, kadim teknolojilerin, büyünün ve bilimin aynı anda harmanlandığı bu macerada bilinen gerçeklerin altındaki müthiş gizem ağzınızı açık bırakacak. 

"Bu müthiş apokaliptik macera en az iki kitaba yetecek kadar gizli bilgi ve aksiyon içeriyor. Sierra, Robert Lundlum ya da Dan Brown'dan bile daha başarılı." 
-The Globe and Mail-

"Kayıp Melek'te Javier Sierra insanlığın beş bin yıllık zengin ezoterik hikâyesinin içinde cezbedici bir arayışın peşinden sürüklüyor bizi. Gizli geçmişimizin yapraklarını tek tek soyarak yapıyor bunu."
-Katherine Neville-

"Dillerin Babil Kulesi'nden sonra değişmesine rağmen tüm kültürlerin geleneksel hikâyeleri aynı şeyden bahsediyor. Sierra'nın bize büyük bir beceriyle gösterdiği şey de bu aslında." 
-El Cultural (El Mundo)-

"Sierra tüyler ürperten, iyi araştırılmış mitoloji ve bilimsel gerçeklerle harmanlanan apokaliptik bir roman yaratmayı başarmış. Kitabı kusursuz kılacak kadar kurgu eklemeyi de unutmamış." 
-Library Journal-

"Kayıp Melek'i okumak başka bir boyuta geçmek gibi gerçek bir keyif." 
-Heraldo de Aragón-

"Derin karakterlerle dolu, coşkulu bir olay örgüsü ile merak uyandırıcı bir beklenti ve korku karışımı. Javier Sierra geniş hayal gücüyle bir virtüöz gibi okurla oynuyor ama hikâyeyi sade bir gerçeklik üzerine kurmayı iyi beceriyor. " 
-Steve Berry-

"Romandaki kahramanlar canlanıyor, olay örgüsü sizi içine çekiyor, verdiği güçlü mesaj kafanızda yankılanıyor. Kendi geçmişimizi bilmiyoruz. Kadim zamanlarda yeryüzünde özgür kalan bazı güçlerle ilgili gerçeği ve onun tekrar yaşanma ihtimalini göz ardı ediyoruz. Ancak bunu bilenler var ve o kişiler çok ama çok tehlikeliler. Javier Sierra bizi büyüleyici bilgi ve seçkin kurguyla donatılmış kışkırtıcı ve eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor." 
-Whitley Strieber -

"Yapıtta öylesine müthiş şeyler oluyor ve yazar öylesine baş döndüren bir ritim yakalıyor ki okur, Sierra'nın özenle ördüğü edebi inandırıcılık ağlarına ortak oluyor." 
-La Razón-

"Kurgudan çıkıp kendi içinde kıymetli bir gerçeğe dönüşen bir roman." 
-Más allá de la Ciencia-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Yozlaşmış bir şehirde av ile avcı arasındaki tek fark ödedikleri bedeldir. Edward Hunter'ın babası yirmi yıl önce tutuklanmış bir seri katildir. Herkes onun da babasının izinden gideceğini düşünürken Edward, kendine düzgün bir hayat kurmayı başarır. Artık güzel bir karısı ve sevimli bir kızı vardır. Ancak yalnızca birkaç dakika içinde tüm hayatını altüst edecek bir olay gerçekleşir ve Edward senelerdir görüşmediği babasından yardım istemek zorunda kalır. Bundan böyle onun için hayatta yalnızca soru işaretleri vardır. Damarlarındaki katil kanı herkesin tahmin ettiği gibi onu da esir mi alacaktır? Yoksa Edward'ın kendisi için bambaşka planları mı vardır?

"Avcı korkaklara göre bir kitap değil. "
Nelson Mail-

"Bir seri katilin oğlu olarak büyümenin nasıl bir şey olduğunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz."
-Booklist-

"Sakin ve huzurlu bir hafta sonu geçirmek istiyorsanız Avcı'yı okumayın. Gerilim ve aksiyon dolu bu kitabı okurken koltuğunuza yapışıp kalacaksınız."
-Euro Crime-

"Cleave'in romanlarının temposuna yetişmek mümkün değil."
-Melbourne Age-

"Korkunun buz gibi parmaklarını üzerinizde hissedeceksiniz." 
-Christchurch Press-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


"Ben kalbi kırık olanların yanındayım." 
Hadis-i Şerif 

Wisconsin'de yaşayan Pakistan asıllı Amerikalı Hayat, sıradan bir yaşam sürmektedir. Ailesi Pakistan asıllı olsa da İslam inancı ailenin evde tartıştığı bir konu değildir. Ne başarılı bir nörolog olan babası ne de her daim mutsuz olan ve Freud'u, Kuran'dan daha iyi bilen annesi bu konuya çok eğilmektedir. 

Bir gün annesinin yakın arkadaşı Mina, Pakistan'dan Amerika'ya, onların yanında yaşamaya gelir ve gelişi genç adamın hayatına renk katar. Güzel, akıllı ve inançlı Mina 11 yaşındaki Hayat'a İslam'ı öğretir ve içine kapalı Hayat'a, genç kadının kendisi kadar güzel gelen bir dünyanın kapılarını açar. 

Ancak Mina, ailenin yakın dostu olan Yahudi doktor Nathan'a âşık olduğunda Hayat, değer verdiği her şeyin tehdit altında olduğuna inanır ve kıskançlığın pençesine düşer. Bunun sonucunda, öfkeyle büyük bir karar alır ama bu kararının etrafındaki herkesi nasıl bir felakete sürükleyeceğinin farkında değildir... Dinsel önyargılar ve modern dünya ile sevgi, suçluluk ve bağışlanma üzerine, Khaled Hosseini'nin eserlerini anımsatan harika bir roman. 

"Amerikan Derviş, aşk ve dinin sırlarının pençesine düşmüş Müslüman bir çocuğun sürükleyici ve merak uyandıran öyküsü." 
-Time Magazine-

"Kimi zaman acımasız bir aynaya dönüşen bu kitap, içimizdeki farklı yönleri görmenizi sağlıyor. Mina'nın, Hayat'ı, Kuran'ın ulvî sözlerini sadece ezberlemeye değil onları anlamaya ikna etmesinden çok etkilendim, kısacası bu kitaba bayıldım." 
-Copperfield's Books-

"En basit haliyle Amerikan Derviş bir dönüşümün hikâyesi. En karmaşık haliyle de dinî inançların, evlilikte yaşanan sorunların, insan doğasının, sevginin, kıskançlığın, cinsel dürtülerin uyanışının, ihanetin ve ırkçılığın hikâyesi. Bu saydıklarım, okurların Ayad Akhtar'ın harikulade ilk romanını okuduklarında bulabileceklerinin sadece bir kısmı. Hayat Şah'ı çok seveceksiniz."
-Books and Company-

"Ne kitap ama... Onu böyle sıkıştırıp daraltmak istemesem, bu kitabın yeni Uçurtma Avcısı olduğunu söylerdim. Amerikan Derviş çokkatmanlı bir hikâye ve zaman zaman Müslüman cemaatin bu kitap hakkında genel olarak ne düşündüğünü merak ediyorum. Mutlaka okunması gereken bir kitap. Büyük bir okuyucu kitlesi olacak gibi görünüyor." 
-Commerce Township Community Library-

"Bu kitap daha ilk sayfadan beni kendine bağladı. Betimlemelerin sadeliğine, Hayat'ın bu kadar canlı, ilgi çekici ve yaşam dolu olmasına bayıldım. Aynı şekilde duyguların dile getiriliş biçimini de çok sevdim. Sanki orada, o insanların arasındaymış gibi hissettim. Ve Kuran'dan yapılan tüm alıntılar öylesine güzel, duygulandırıcı ve etkili ki..." 
-Barnes & Noble -

"İster dinin Allah tarafından bahşedilmiş özel bir armağan olduğuna ister insanlık tarihinin en büyük aldatmacalarından biri olduğuna inanın, düşüncelerinizin bu kitapta yer aldığını göreceksiniz. Ayad Akhtar, ilk başta inançlarıyla vecd olan ve sonra aynı inanç tarafından hayatları altüst olan karakterler yaratmış." 
-Manil Suri-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


3096 Gün Ruhunu kimse esir alamaz. Sekiz yıllık korkunç bir işkence ve taciz hikâyesi… Ve Natascha'nın kimliğini kaybetmeden kaçmasını sağlayan mücadeleci ruhunun öyküsü…

2 Mart 1998. 10 yaşındaki Natascha Kampusch ilk defa okula tek başına yürüyerek gitmek için evinden çıkar. Yolda bir adam tarafından beyaz bir minibüsün içine çekilir. Aradan saatler geçtikten sonra kendini karanlık bir hücrede battaniyeye sarılı halde bulur. Sekiz yıl sonra kaçmayı başarana kadar bu hücre evi, onu kaçıran adam da tanıdığı tek insan olacaktır… 3096 Gün'de Natascha inanılmaz hikâyesini ilk defa anlatıyor: çocukluğundaki zorluklar, kaçırıldığı gün başından geçenler, beş metrekarelik bir hücredeki esareti ve kendisini kaçıran adamın, Wolfgang Priklopil'in bitmek bilmez fiziksel ve duygusal istismarları…

3096 Gün, insan ruhunun zaferine dair tüyler ürperten bir öykü. Umutsuzluğun en derin çukurlarında katlanılmaz anlar yaşarken bile kendisini esir alan adamı nasıl yavaşça manipüle edeceğini öğrenen ve bütün ihtimallere meydan okuyan küçük bir kızın insanlığını yitirmeden özgürlüğüne kavuşmasının hikâyesi…

"Yıllarca esaret altında tutulmuş genç bir kız yaşadıklarını samimiyetle dile getirmiş."
-Guardian-

"Düşünceli, azimli ve kendine acımaktan sürekli kaçınan bir genç kızın çektiği çileye olduğu kadar boyun eğmeyi reddeden ruhuna da tanıklık edeceksiniz."
-Sunday Times-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


"Müthiş bir psikolojik gizem… Elinizden bırakamayacaksınız."
-Publisher's Weekly-

Sally, bir akşam kocasıyla birlikte haberleri izlerken hiç beklemediği bir ismi duyar: Mark Bretherick. Mark, Sally'nin hiç tanımaması gereken bir adamdır. Bir yıl önce son anda iptal edilen bir iş gezisinin yerine rahatlamak, dinlenmek ve yorucu aile hayatından biraz uzaklaşmak için gizli bir tatile çıkmıştı. Tatilde Mark'la karşılaşmış, kısa süreli bir ilişki yaşadıktan sonra ikili bir daha görüşmemeye karar vermişti. Adam hakkındaki tüm detaylar aynıdır: işi, yaşadığı yer, eşi Geraldine ve kızı Lucy. Ancak haberlerdeki adamın fotoğrafı Sally'nin tanıdığı adam değildir ve karısı ile kızı öldürülmüştür.

"Hannah, okuyucuyu son sayfaya kadar tahminler yürütmek zorunda bırakan tüyler ürpertici senaryolar ve yanıltıcı karakterler yaratma konusunda uzman. Gerilim bir an için bile azalmıyor."
-Grazia-

"Kitabı okurken ileride ne olacağını merak etmekten, sayfaları çevirip daha fazla okumaktan kendimi
-vulpeslibris-

"Hannah bu bağımlılık yaratıcı, dâhiyane gerilim kitabında heyecanınızın bir dakika bile azalmasına izin vermiyor."
-Marie Claire-

"Bu harika yazarı yeni keşfettim. Kitabı sizi daha ilk satırdan içine çekiyor ve en kötüsünün olmasından korkmanıza rağmen okumaya devam ediyorsunuz. Öyle güzel ki elinizden bırakamayacaksınız."
-Katie Fforde-

Dâhice ve tüyler ürpertici."
-Red Magazine-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Tereddüt Etmeden Ölmek İsteyeceksin

"Alo… buyurun ben Dedektif Hunter."

"Merhaba Robert, senin için bir sürprizim var."

Hunter neredeyse kahve fincanını düşürecekti, donakaldı. Bu metalik sesi çok iyi tanıyordu. Telefondaki bu sesin tek bir şey ifade ettiğini biliyordu.

Los Angeles Ulusal Ormanı içindeki terk edilmiş bir kulübede vahşi bir şekilde öldürülmüş genç bir kadının cesedi bulunur. Çıplak, tahta bir direğe asılmış ve hâlâ hayattayken yüzünün derisi soyulmuş bir cesettir bu… Kurbanın ensesine garip bir çift haç sembolü kazınmıştır, bu lanetli sembol Haçlı Katil olarak bilinen psikopat katilin imzasıdır. Öte yandan bu mümkün değildir. Çünkü Haçlı Katil iki yıl önce yakalanmış ve idam edilmiştir. Peki, bu taklitçi bir katilin işi midir? Mesela daha önceki cinayetlerin basına sızmamış ayrıntılarını bir şekilde öğrenmiş olan bir katilin… Yoksa Dedektif Hunter aklından geçirmek dahi istemediği şüphelerinde haklı mıdır? Asıl Haçlı Katil dışarıda, bir kez daha kanlı bir cinayet furyası başlatmak üzere olabilir mi? Robert Hunter ve çaylak ortağı tahayyül sınırlarını aşan bir kâbusun içine girmek üzereler…

"Sürükleyici. Okuması cesaret gerektiriyor."
-Heat-

Chris carter seri katilleri çok iyi taniyor. Robert hunter da peşlerine düşüyor.Suç psikolojisi uzmanı chris carter yüze yakın seri katil, katil ve tehlikeli suçluların davaları üzerinde çalıştı.
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Oyunlar her zaman masum olmayabilir. Ve işin içine tutku girince tüm kurallar değişir… Doyumsuz arzularıyla nam salmış ünlü korsan Christopher, hapisten çıkarak yeniden özgürlüğüne kavuşur. Ama bu özgürlüğün bir bedeli vardır: En az kendisi kadar zalim bir kadını baştan çıkarıp onu tutku dolu bir oyuna çekmesi gerekmektedir.

Masumiyetten çok uzak olan Leydi Maria, Christopher'ın daima bir adım önündedir. Yine de bu durum çekici bakışlardan, ateşli öpücüklerden ya da genç adamın cazibesinden zevk almadığı anlamına gelmemektedir. Asla duygularıyla hareket etmeyen Maria, hayatının aşkını bulup kendini ona teslim etmeyi aklının ucundan bile geçirmiyordur… Ta ki iki tarafın da birbirini kandırdığı bu tutku oyununa kadar.

"Day seksi entrikaları karakterler arasındaki kimyayla birleştirip oldukça duygusal, tutkulu bir roman ortaya çıkarmış."
-Booklist-

"Day merak uyandıran entrikalarla okurları heyecanlandırmakla kalmıyor, onları güçlü bir hikâyeyle sarmalayıp kendine tutsak ediyor."
-Romantic Times Book Reviews-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Dünyanın En Çok Aranan Adamının Hikâyesi

Her şey isimsiz bir e-postayla başladı: "Ben istihbarat teşkilatının kıdemli bir üyesiyim."

Dünya tarihindeki en büyük istihbarat sızıntısı işte bu sözlerle başladı. ABD Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) için çalışan genç bilgisayar dâhisi Edward Snowden, çalıştığı bu güçlü kurumun yeni teknolojiler kullanarak bütün dünyayı gözetlediğini öne sürdü. İstihbarat teşkilatları buna "interneti yönetmek" diyordu.

Barack Obama'dan İngiltere Başbakanı David Cameron'a, Fransa, Endonezya ve Brezilya devlet başkanlarından Türkiye ve Almanya başbakanlarına kadar dünya çapındaki birçok liderde şok etkisi yaratan belgeler birçok sırrı da dünyanın gözleri önüne serdi. Elinizde tuttuğunuz bu kitap Snowden'ın mücadelesinin ve tüm baskılara rağmen bu atlatma haberi dünyaya duyurmaya çalışan iki gazetecinin hikâyesidir.

İnandığı doğruların peşinden giden bu eşsiz genç adam, kız arkadaşını Hawaii'de bırakıp sırlarla dolu sabit disklerle Hong Kong'a doğru yola çıkmış, ortaya çıkardığı sırlar yüzünden kendini çeşitli ülkelerden sığınma hakkı alabilmek için mücadele verirken bulmuş ve sonunda Moskova'da sıkışıp kalmıştır. Şimdi de kendi vatanı tarafından casuslukla suçlanmakta ve sürgünde geleceği belirsiz bir hayat sürmektedir. 

Ödüllü gazeteci Luke Harding, internet çağının bütün sakinlerini huzursuz eden güvenlik açıklarına, bireysel özgürlüklerimizi tehdit eden küresel izlemelere ve içinde bulunduğumuz dijital çağdaki tehlikelere dair önemli ve yerinde bir kamuoyu tartışması başlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



"Beyler, dünya düzdür."

Paratoner, kâfirlerin kılıcı.

"Demiryolu, yolcuları boğacaktır."

Bekâret kemeri, çılgınlığı önler.

"Bay pasteur kuduzu yayıyor!"

Koklayıcı uçaklar petrol yataklarını buluyor.

Çernobil'in dumanı bizim sınırlarımızda durmuştur.

Yıldırım gökyüzünün öfkesinin ifadesidir… Demiryolu yolcuları boğacaktır… Ay, 200 kilometrelik bir buz tabakasıyla kaplıdır… Mastürbasyon çıldırtır ve verem yapar… İneklerin osuruğundan çıkan metan gazı sera etkisini artırır… GDO'lu mısırların sağlık açısından hiçbir tehlikesi yoktur… Nötrinolar ışıktan daha hızlı parçacıklardır…

Bütün bu "gerçek"lerin bilim çevreleri tarafından ciddiye alındığına inanmak güçtür. Oysa frenolojiden soğuk füzyona, koklayıcı uçaklardan suyun belleğine kadar aldatmacalar ve saçmalıklar çoğu kez saygın otoritelerden onay görmüştür. Galileo, Buffon, Newton, Franklin, Darwin, Pasteur ya da Einstein'a gelince, bunların hepsi bilim karşıtlarını ya da değişmez gerçekler olarak kabul edilen öğretileri yeninceye dek sahtekâr yerine konmuşlardır.


Bu kitap kendi kendini aldatmaktan cehaletin getirdiği hatalara, doğrulanmış düzenbazlıktan yanlış yönlendirmeye kadar bilim tarihinin doksan "olağanüstü öyküsünü" bir araya getiriyor. Bu öyküler, gerçeğin en büyük düşmanının yalanlar değil inanışlar olduğunu düşünen Nietzsche'nin haksız olmadığını kanıtlıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Bir kadın aşkın yüceliğine erişmeden anne olursa ne çocuk, ne evlilik, ne de sevgi ona yetecektir. Onu yalnızca yüce bir aşk tatmin edebilir. Catherine, Miriam, Olgivanna ve Mamah… Birbirinden farklı bu dört kadının tek ortak noktası vardı: Aynı adama âşık olmaları…

Hayatını uçlarda yaşayan Amerikalı ünlü Mimar Frank Lloyd Wright'ın çalkantılı aşk hayatınadaki tüm kadınlar kendilerince bir bedel ödemek zorunda kalırlar. Ancak buna gönüllü olarak yola çıktıkları için onları kim suçlayabilir ki? Tutkularının peşine düşüp parçalanmış birer ruha dönüşmüş olmaları onlar için sürpriz olmaz, çünkü aşkın önünde sonunda yıkıma yol açacağının farkındadırlar.

Mimari deha olarak anılan Wright'ın tutkulu ve yer yer skandallarla dolu ilişkilerini konu alan kurgusal biyografi niteliğindeki bu çarpıcı roman, onun kişiliğini toplumla ve özel hayatıyla bir bütün olarak ele alan sıra dışı bir hikâyeden yola çıkıyor.


"Tarihsel gerçeklere işaret edişi bu romanı okunası ve ilgi çekici kılan etkenlerden yalnızca biri."
-Washington Post-

"Dünyaca ünlü Mimar Frank Lloyd Wright'ın eserleriyle olduğu kadar çalkantılı aşk hayatıyla da dikkat çeken karakteri T. C. Boyle tarafından ustaca kaleme alınmış."
-Amazon-

"Bir adam ve dört kadın… Dâhi Mimar Wright'ın entrikalar ve iniş çıkışlarla dolu hayatının merkezindeki ilişkileri konu alan sıra dışı bir yaşam öyküsü."
-Publishers Weekly-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Danimarka'nın köklü inşaat şirketlerinden birinde muhasebeci olarak çalışan Mogens zimmetine yüklü miktarda para geçirerek Berlin'de gizli bir buluşmaya gider, ancak burada ortadan kaybolur. Eşini kaybetmenin etkilerini hâlâ üzerinden atamamış olan eski Polis Memuru Ravnsholdt, Mogens'in kız kardeşi Louise'nin ısrarlarına dayanamaz ve onunla birlikte Berlin'e giderek Mogens'i aramaya başlar. Çok geçmeden, orta yaşlı birkaç erkeğin Berlin'de boğulmuş olarak bulunduklarını öğrenirler.

Ravn ava çıkmıştır artık. Bu avda Ravn, Berlin Duvarı'nın yıkıldığı saatlerde bir Stasi ajanı tarafından masum bir kız ile ailesine karşı işlenen ve günümüzdeki olaylarla bağlantısı olan korkunç cinayetleri de ortaya çıkarmak zorundadır. Bir Danimarkalının Berlin'de aniden kayboluşu, geçmişte yaşanan tüm vahşilikleri su yüzüne çıkarabilecek midir?

"Okuyucuya heyecanlı ve bir o kadar uykusuz geceler yaşatacak cinsten bir hikâye."
-Publishers Weekly-

"Krefeld yine üslubunu konuşturmuş ve baştan sona gerilimi ayakta tutmayı başarmış."
-Amazon-

"İlk sayfadan itibaren sizi içine çekecek bir gerilim fırtınası… Okurken damarlarınızda gezinen adrenalini hissedeceksiniz ."
-Washington Post-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Bir gün kapınıza gelen bir yabancının bütün hayatınızı altüst edebileceğini hiç düşündünüz mü? On beş yaşında olan Abigail Simpson bir partiye katılmak üzere arkadaşlarıyla birlikte yola çıkar. Arabayı ise arkadaşı Scott kullanmaktadır. Fakat bu, Abigail'in son yolculuğu olacaktır. Ehliyetini yakın zamanda almış olan Scott yolda kaza yapar ve bu kaza Abigail'in hayatına mal olur.

Nicola Simpson, kızını kaybettiği günden bugüne dek verdiği mücadeleyi, acısıyla baş etmek için neler yaptığını sade ve samimi bir şekilde okurların gözleri önüne serer. Hayatımın Yedi Rengi, sevginin, kaybetmenin, bağışlamanın ve her şeye rağmen sımsıkı hayata tutunmanın hikâyesi anlatılıyor. 

"Yürek burkucu… sarsıcı ve dokunaklı…"
-Publishers Weekly-

"Hayatının en büyük acısını yaşayan bir annenin her şeye rağmen hayata tutunmasının öyküsü…" 
-Amazon-

"Kızını kaybetmiş bir annenin yaşadığı büyük acıdan affetmeye uzanan yolculuğunun ve arayışının hikâyesi."
-Booklist-

"Nicola'ın hikâyesi, bir aileyi derinden etkileyen büyük bir trajedi yaşandığında neler olduğunun yalın ve etkileyici bir hikâyesi…"
-Nicola McAlley-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Gözlerimin arkasındaki boşlukta anılarım rengârenk…

Ida çocukluğundan beri her anını ikisi de uyurgezer olan Jackson ve James kardeşlerle birlikte geçirmiştir. Nerede bir "I" varsa, orada muhakkak bir de "J" vardır. Dış dünya onları komşu ve arkadaş olarak görse de onlar kendilerince, kan bağları olmayan kardeşlerdir.

Onlarınki konuşmadan anlaşmaya dayalı, kuralları ve sınırları olmayan bir ilişkidir. Ama üçü olgunlaştıkça ve duyguları karmaşıklaştıkça Ida ve Jackson, kardeşten çok daha öte olduklarını fark ederler. Jackson'ın uyurgezerliği etrafındakilere zarar vermeye başlayınca ve James ruhsal sorunları sebebiyle hastaneye yatırılınca, ailesini yıkma tehlikesi oluşturan, hükmedemediği olaylar karşısında Ida ne yapacağını bilemez hale gelir.

Aile tanımıyla mücadele eden, toplumsal algıları sorgulayan ve insanları birbirine bağlayan karmaşık bağları keşfe çıkan olağanüstü bir ilk roman.

"Aşkın manyetik tehlikesini oldukça ustaca ve hassasiyetle anlatan, güçlü ve duygusal anlamda yankı bulan bir roman. Alcott söylenemeyenler için bir dil bulmuş."
-Publishers Weekly-

"Baştan sona orijinal ve sarsıcı bir eser, sevdiğimiz ve birbirimizi yanılttığımız zamanlardaki karmaşık yolların detaylı bir incelemesi. Güzel ve zekice kurgulanmış bir ilk roman."
-Booklist-

"Çocukluk saplantılarıyla yetişkin davranışları arasında gidip gelen bir hikâye. Bu romanı okuduğunuzda, yeniden on altı yaşındaymışsınız ve bütün dünya kalbinizde yaşıyormuş gibi hissedeceksiniz."
-Amazon-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


"Belli bölgelerde, yaz gündönümü öncesinde ve sonrasında, alacakaranlığın uzadığı ve mavileştiği, sadece birkaç hafta sürecek bir zaman dilimi yaşanır. Mavi gecelerde, günün asla bitmeyeceği duygusuna kapılırsınız. Mavi gecelerin sonu yaklaşırken (sonu gelecektir, mutlaka gelir) ciddi ciddi ürperir, kendinizi hastalanacakmış gibi hisseder ve aynı anda, ilk kez farkına varırsınız: Mavi ışık azalmaktadır, günler şimdiden kısalmaya başlamıştır, yaz bitmiştir."

"Ölümsüzlük üzerine bir meditasyon" 
-San Francisco Chronicle-

"… akıp geçen zaman için bir ağıt"
-Michiko Kakutani, New York Times-

"Joan Didion parlak bir gözlemci, güçlü bir düşünür, yaşadığı çağa damga vuran işler ortaya koyan bir yazar. Mavi Geceler büyük bir miras…"
-The Boston Globe-

New York Tİmes "Yılın En İyi Kitapları" Seçkisinde
*
Ulusal Kitap Ödülü sahibi Joan Didion Mavi Geceler'de kızı Quintana'yı anıyor. Elinizdeki kitap çağımızın en önemli yazarlarından birinin, genç yaşta kaybettiği kızının ardından önce ona dair hatıralarla, sonra kendiyle, yaşlanmakla ve tüm unutup gidemedikleriyle hesaplaşmasının sersemletici bir dürüstlükle kağıda dökülmüş hali
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Karşınızda Kralın Şampiyonu Celaena Sardothien. Güzel Ölümcül Efsanevi Celaena şeytanın buyruklarını yerine getiren zalim bir suikastçı mı? Gerçek sevgiyi arayan tutkulu bir âşık mı? Kralın bir numaralı suikastçısı olan Celaena, sarayın en korkulan kadını. Ne kadar kan dökerse o kadar özgür olabiliyor. Ama üstlendiği her ölüm, söylediği her yalan, sevdiklerini tehlikeye bir adım daha yaklaştırıyor. Yüzbaşı Westfall ve Prens Dorian onu korumaya devam etseler de, Celaena korkunç bir gecede, büyük bir trajedi yaşayacak. Celaena ne için savaşacak: Özgürlüğü mü, kalbi mi yoksa krallığının geleceği için mi?
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Kopmuş Bir Ruh, Aşk Ve Sonsuzluk

Ruhlar Yılı, dünyanın derinlerinden gelen, kulakları sağır edici bir gümbürtü ve çatırdamayla başladı. Ve bu gelecek korkunç günlerin ilki. Ana yeniruhların güvende olmadıklarını biliyor. Kalp'ten bir an önce kaçmaları gerek. Ama arkadaşları ona güvenip, onun yanında yer alacaklar mı?.. Ana emin olamıyor. Kaldera patlayacak ve bu, Ruhlar Gecesi'nde olacak. Peki ya sonra? Yeniruhların gücünü alıp eskiruhları yeniden dünyaya getiren Janan durdurulmalı yoksa "son" gerçekten gelecek. Jodi Meadows, Ruhsuz ve Yeniruh'tan sonra Sonsuz Ruh ile reenkarnasyon üzerine yazılmış en romantik ve etkileyici macerayı inanılmaz sürprizlerle sonlandırıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Ayh enerji, de enerji... gerildim artık! Bütün arkadaşlarım etrafımı sardılar, biri çakralarımı açma derdinde, biri meleklerine danışacakmış, diğeri kişisel gelişim koçundan randevu alacak, öbürü de sessizlik kampında içimi bayacakmış. Peki bütün bunları neden mi yapıyorlar? Dünya barışı için değil herhalde. Neden olacak, tabii ki doğru dürüst bir adam bulayım diye. Benim rasyonel çalışan mantığım tüm bunlara feryat etse de, yanlızlığımın sesi daha baskın çıktı ve böylece bendeniz Dila'nın spiritüel macerası başladı... #kisiselgerilim
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Bir köpek gösterişli arabalara, büyük evlere veya son moda elbiselere önem vermez. Ona kalbinizi verirseniz, o da size, kendininkini verecektir. Ve o kalbin içinde sadakat, cesaret, sadelik ve neşe olacaktır. Yeni evli bir çiftin, dünyanın en çatlak köpeği Marley ile yaşadığı birbirinden komik, gerçek maceralar içinizi ısıtacak, hayata farklı gözlerle bakmanızı sağlayacak.

"Mizah dolu ve etkileyici bir hikaye. Kocaman bir köpek nasıl bu kadar sadık ve sevgi dolu hem de böylesine bir başbelası olabilir?"
-People-

"Grogan okurların bayılacağı sevgi dolu bir hikaye kaleme almış."
-Library Journal-

"Heyecan ve eğlence dolu bir aşk hikayesi."
-The New York Times-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Marnie ve Nelly iki kız kardeş. Kirli işlere bulaşmış bağımlı babaları ve alkolik annelerini evde ölü buluyorlar. Ne yapacakları hakkında fikirleri yok. Siz olsanız ne yapardınız?

Onlar anne babalarını evlerinin arka bahçesine gömdüler. Yaşlı komşularının yardımıyla bir yuva kurup mutluluğu yakalayabilirler.Fakat unutmayın; bu bir masal değil. Peşlerinde belalı adamlar, meraklı arkadaşlar, ne idüğü belirsiz bir büyükbaba ve her fırsatta arka bahçelerinde dolaşan bir köpek var.İki kız kardeş ve hayat artık baş başa. Lisa O'Donnell ilk romanında toplumun ötekilerini, kötü çocuklarını, özgün karakterlerle, sert, kışkırtıcı, sürükleyici ve tuhaf bir şekilde anlatıyor. Arıların Ölümü, kişi ve kurumlara karşı hayatta kalma çabasının hikâyesi.
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Gelecekte bir gün genç bir kız, yaşadığı evde sevgilisiyle birlikte esir alınır. Kızın üvey babası ve üvey amcası kaybolan bir nesnenin peşindedir.

Hırsızın Ilgın veya Peker, ya da ikisi birden olduğundan emindirler. Sonra, 12 saatlik çay partisi başlar…

"Bu dünyada onur ve namus kavramlarına tutunarak yaşamaya çalışan her kim varsa gen havuzundan silinip gidecektir, unutma, tamam mı?"

Açıkta bırakılmış bir el bombası gibi tehlikeli, ustura gibi keskin. Okuyanın gözlerinde bir flaş gibi çakıyor. Gevşemeye izin yok!

Yüksek zekaların birbiriyle çarpıştığı, şiddetin sürprizlerle kol kola girdiği, küçücük bir odada geçen kocaman bir macera.

"Birini tanımanın ölçüsü samimiyet değildir. Önemli olan kaç kelime sarf ettiğinizden ziyade, karşınızdakinin kaç zayıf yanını bildiğinizdir."

Kafası saat gibi çalışan bir kızın gözlerinden; aşk, büyüme, yalnızlık, ihanet ve tiksintiyi görmeye hazır olun.

Yalnızca gerçeklerden bahseden bir roman ancak bu kadar fantastik olabilir.

"Seni seviyorum, ama ben senin malın değilim. Benden beklemediğin, hiç ummadığın yanlarımı keşfettiğinde beni iade edemezsin. Bedelimi ödemek zorundasın."

"Nabzın yayılıyor korku akan damarlarıma. Heyecana öyle alışıyorum ki yanında, yeryüzünün kalanı sallanmak için rüzgarı bekleyen tekdüze bir başak tarlası. Kokun her yanımı sallıyor ve kalp atışların gereksizlikleriyle gürültüye boğulan bir dünyada saklanınca asla çıkamayacağım keyifli bir saklambaç gibi geliyor. Elektrik bu. Dudaklarına yaklaşıyorum. Bu ateş. Gözlerin loş ışıkta parlıyor. Buz. Nefesin sıcak, öyle har dolu ki ve yaklaştıkça korlanıyor. Kıvılcım bu. İhtiyacım olan her şeyin utanmaz bir temsilisin ve sana sahip olamadıkça kıvranıyorum. İşte boşluk. Israrla salgıladığım bir yasaksın: Bu, damla adrenalin. Hastalıksın ve iyileşmemek için dua ediyorum. Kanımdasın. Verem bu." 
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Çuvallama Ustası'nda 12 öykü var. Hepsi bir hayatın izini sürüyor. Parçaları birbirine sisten bağlarla tutturulmuş bir otobiyografi, bir hekimin kendine uyguladığı tedavi ya da bir çeşit vasiyetname olarak da okunabilir. Beni yakın. Küllerim bir biçimde okyanusa ulaşabilirse çok iyi olur. İşe yarar mı bilmem ("Kayıp Balık Nemo" filminde yaramıştı), ama denize ulaşmaları için belki de küllerimi tuvalete döküp üstüne sifonu çekebilirsiniz. Öğrencilik, evlilik, yalnızlık, izi yitirilmiş sanat eserleri, toplumsal olaylar, kentler ve ilişkiler üzerine alınmış incelikli notlar. 

Üzerinizde blucin ve tişört vardı. Görmedim, ama ayaklarınızda bot olduğunu düşünüyorum. Sizi bir bahçıvan gibi düşünüyorum nedense. Neyin bahçıvanı? Saçlarınız siyah, gülüşünüz apaydınlıktı. Yalnızca size has bir beden diliniz vardı sanki. Güneşi yakabilirdiniz. Evet. Dünyayı doğurabilirdiniz. Miskinlik, açgözlülük, oburluk, şehvet, gazap, kıskançlık, kibir... Şair, yazar ve psikiyatr Mustafa Ziyalan'ın gözlerinden yedi ölümcül günaha bakarken ağlayabilir, ürkebilir ya da acıkabilirsiniz. Önümde, tezgâhın üstünde duran bir kilo demirini yakaladım, tezgâhın üzerine basıp arkasına doğru atladım. Ayaklarımın altında domatesler patladı, dört bir yana domates suları fışkırdı. Adam korunmak ister gibi kolunu kaldırıyordu ama onunla daha hiç sesi çıkmadan buluştum; demiri havada çizdiği kesintisiz eğriyi bozmadan yüzüne, tam sol gözünün altına indirdim...
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Eski Mısır'dan Roma'ya, Yahudiler'den Hıristiyanlar ve Müslümanlar'a, birbirinden farklı kültürlerin tamamının bir Tanrı inancına varmasının sırrı insan beyninin yapısında mı gizli? Dünyanın farklı köşelerinde birbirinden habersiz milyarlarca çocuk, yataklarının altında bir canavarın saklandığını neden düşünür? Fast food'a olan düşkünlüğümüzün ve dine inanmamızın sebepleri arasındaki tuhaf benzerlik nedir?

"Evrimin inançlarla çeliştiğini ya da evrime dair doğal harikaların, sezgileri güçlü, ilahi bir varlık tarafından başlatıldığını söyleyenler vardır. Ancak sonsuz kudret sahibi ve her şeyi gören bir Tanrı gerçekten varsa, insanoğlunun yaratım ve evrim sürecini tasarlarken çok güçlü bir şey eklemiş: Bir Tanrı'ya inanma eğilimi…" 

Adli psikiyatri ve evrim psikolojisi dallarında saygın bir psikiyatr olan Dr. J. Anderson Thomson, Clare Aukofer ile birlikte, insan zihninin nasıl ve neden dinsel inanç ürettiğine dair özenli bir çalışma yürüttükleri bu kitapta, dini inancın bileşenlerini ve nedenlerini metodik olarak inceliyor. Yazarlar, psikoloji, bilişsel nöroloji ve ilgili alanlardan sundukları kanıtlarla, Tanrı/Tanrıların insan tarafından yaratıldığına dair anlaşılır ve son derece ikna edici bir eser ortaya koyuyorlar.

"Türlerin Kökeni, 'İnsanoğlunun kökeni ve tarihi aydınlatılacaktır.' kehanetinde bulunur. Paragrafın başlangıcındaki şu cümleler ise pek alıntılanmaz: 'Yakın gelecekte çok daha önemli araştırma alanları ortaya çıkacağını düşünüyorum. Psikoloji yeni bir temel üzerine oturtulacak.' Dr. Thomson da işte Darwin'in bu öngörüsünü hayata geçirdi. Dinselliğin evrimsel itici güçlerine dair bu kitabı okuyabilseydi, yaşlı Darwin büyük keyif alırdı." 
-Richard Dawkins-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


İsveç death metal tarzına uyarlanmış bir Kuğu Gölü Balesi performansı

Baxter, Örümcek ismini verdiği, gizli işler üzerinden ticaret yapan çetesi ve kız arkadaşı Esme arasında geçen hayatından fazlasıyla memnundur. Dağ Katili adındaki bir kaçağın ortaya çıkmasıyla eş zamanlı olarak, kendisini ne kadar kaptırdığını fark etmediği Esme kaçırılınca hayatı adım adım çöküşe geçer. Bu olaydan sonra kendisini ve çevresini -yeniden- tanımaya başlayan Baxter, Esme'yi kurtarmak için yanına her haliyle doğaüstü olan ödül avcısı Ronin'i alıp zombilerin, örümceklerin, kargaların ve molotofların bir an bile eksik olmadığı, karanlık ve fazlasıyla eğlenceli bir maceraya atılır. nNeil Gaiman'ın hayal gücünü, Charles Bukowski'nin üslubuyla birleştirip, bir Quentin Tarantino filmininin kaosunu zihnimizde canlandıran Charlie Human; tuhaf kurguyla şehir fantazyasını iç içe geçirip büyüyü, okultü ve mitolojiyi ustaca kullanarak kıyameti ayağımıza kadar getiriyor.Kıyamet kapıda. Kıyamet Az Sonra!
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Yayımlandığı günden beri tüm dünyada en çok okunan çocuk klasikleri arasına giren Küçük Prens'i okuyucularımıza yazarın kendi suluboya çizimleriyle renkli olarak sunuyoruz. Sansürsüz olarak yayımlanan bu metne Ali Lidar'ın önsözü eşlik ediyor…

'Büyürken yitirdiğimiz değerleri, saf ve masum bir çocuğun gözüyle bakıldığında pek çok yetişkin kaygısının aslında ne kadar da boş ve anlamsız olduğunu, yazdığı hacmen küçük ama aslında kocaman olan kitapla insanlığın kolektif bilinçaltına kazıyan Exupéry, hepimizi yaşantımız boyunca unutamayacağımız bir yolculuğa davet ediyor. Hadi hep beraber yola koyulalım…

Not: Bu kitabı okurken nerede olursanız olun, lütfen kemerlerinizi bağlamayın!'
-Ali Lidar-
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Lovecraft'ın neden korku edebiyatının ustası olarak anılması gerektiğini gösteren; yabancılığın, dehşetin, tekinsizliğin anlatıldığı toplam sekiz öykü var bu kitapta. Korku ancak gördüğümüzde bilebildiğimiz bir şey midir? Yoksa bilmediğimizi gördüğümüz şey midir? Belli ki Lovecraft bunu sorguluyordu bu öyküleri yazdığı sırada. Hep korkularımızdan ve bilmediklerimizden bahsetmeye çalıştı. Çalıştı diyoruz, çünkü asla tam olarak bahsedilemeyeceğini biliyordu. Tıpkı bu öykülerde olduğu gibi, dehşeti tarif etmek mümkün değildi. Tarif eden ya mezarlığa düştü ya da akıl hastanesine; ya müzisyen oldu ya da ressam; ya aynaya baktığında başkasını gördü ya da denizin dibinde buldu kendisini.

Bu kitap bir dehşet davetiyesi, bir delilik güzellemesi. Bu, Lovecraft'ın çağrısı… 
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Modern Sanat = Bunu ben de yaparım! - Evet ama yapmadın Mona Lisa'nın neden kaşlarının olmadığını, bir pisuvarın nasıl sanat eserine dönüşebildiğini, Monet gibi resim yapmanın sırlarını, Gerçeküstücülerin neden sınırlarımızı bu kadar zorladığını, özetle sanatı böylesine "afili" yapan sırrı öğrenmek isteyen tüm yaratıcı zihinlere takdimimizdir: İşte Bunlar Hep Sanat. 8 dile çevrilen ve yayımlandığı ülkelerde büyük ilgi gören "İŞTE BUNLAR HEP…" serisinin ilk kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


İşte Bunlar Hep Bilim, kitap süsü verilmiş çılgın bir bilim panayırı. Dans eden kibritler, patates delen pipetler, bükülebilen ışık, sıcak buz ve daha onlarca öğrenmesi kolay, unutması ise neredeyse imkansız bilim numarası. Bilimin sınıflarla kısıtlı kalamayacak kadar havalı bir mevzu olduğunu bilen meraklı beyinlere, İşte Bunlar Hep Bilim takdimimizdir.
(Tanıtım Bülteninden)



Sevgiler

2 yorum:

  1. Canım blogumda mimlendin :) http://zamansozleri.blogspot.com.tr/2015/01/mim-sosyal-medya.html

    YanıtlaSil
  2. Hemen bakayımm, teşekkür ederimm ^_^

    YanıtlaSil


♥ Yorum yazan elleriniz dert görmesin, sevgiler :)

© 2011 kontesce, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena