1 Ekim 2012 Pazartesi

Seytan isi / Hüseyin Rahmi Gürpınar

Şeytan İşi / Hüseyin Rahmi Gürpınar
Sayfa Sayısı : 80
Atlas Kitabevi



Dün Kelebek'i bitirdikten sonra sıradaki kitabımı çantama atmış, sahilin yolunu tutmuştum ki davet amacıyla komşumuza uğradım.
Gözüme ilk çarpan şey mini kitaplığı oldu.
70'li yıllara ait bu bir kaç kitaptan, en incesini, Şeytan İşi' ni sahilde bana eşlik etmesi için seçtim :)
Hüseyin Rahmi Gürpınar ile de böylelikle tanışmış oldum.

**
Elimdeki, ilk defa 1933 yılında yayınlanan romanın, 1970 yılına ait 3. baskısı. Kitap, zengin ama aşırı pinti olan Hayriye Hanımın başına gelenleri anlatıyor. Oldukça mistik ve merak uyandırıcı bir gidişatı var. Ayrıca eski Türkçe kelimeleri barındırması ve o zamanların cümle yapısına sahip olması, okurken, çok güzel bir his uyandırdı bende.

İlk 20 sayfayı kahkahalarla okudum desem yeridir :D
Mahalledekilerin kediler yüzünden girdikleri az buçuk küfürlü laf dalaşlarını anlatan bu sayfalar okuyucuyu kesinlikle eski İstanbul'a götürüyor.
Mahallenin ortasında durup, komşuların camlardan / bahçelerden birbirlerine laf yetiştirmesini izliyorsunuz.
Dediğim gibi küfürlü ama o zamanın küfürlü konuşmaları bile kendine özgü bir kibarlığa sahipmiş.



Önüne gelene oros*u, kediye köpeğe hep oros*u...
Nedir bu kuzum?
Ezberinizde başka lakırdı yok mu? ( Syf : 13)



Bununla birlikte aşağıdaki paragrafa inanılmaz üzüldüm çünkü 1933 yılından günümüze hiç bir şey değişmediğinin kanıtı...




Dünyada şeytan yoktur, fakat onun yerini tutan insanlar vardır. Her melunca iş, o yaptı diye işlenir. 
( Syf :61)




Sayfa 61'deki bu cümle, bloğa yazmayı düşündüğüm fakat konu dışı olacak diye yazmaktan vazgeçtiğim bir şeyi hatırlattı. Yeri gelmişken onu da paylaşmak istiyorum. Alman araştırmacı, bilimadamı şu bu kişilerinin ego hakkında konuştukları bir video'dan alıntıdır*




EGO





İnsanın hayal edebileceği en iyi düzenbaz "BEN" dir, çünkü onu göremez. Ve en büyük sahtekarlık BEN = SEN'imdir! Asıl problem ise "BEN" in kendini en son tahmin edilebilecek yerde bulundurup saklamasıdır, yani insanin kendi içinde. İnsanlar zorunlu olarak kendi "BEN" lerini savunur kollarlar. Akıl kendisinin arkasında kendisinden daha güçlü , gerçeği saklayıp inkar edebilecek birisinin saklandığını çok zor algılayabiliyor. Dinlerde "BEN" şeytan figürüne bürülü olarak beyan edilmiştir.  Doğal olarak kimse BEN'in ne kadar zeki olduğunu anlayamaz, şeytanı o yaratmıştır. Ama başkasına suç verilir, verilebilir. Dışardan bir düşman arayıp bulmakla kendimize doğal olarak reel düşmanlar yaratırız. Ve bu BEN için real bir tehlike oluşturur. Onu da kendisi yani BEN yarattığı halde... Kafamızdaki ses ne derse desin dış düşman diye birşey yoktur. Bütün gördüğümüz düşman resimleri dış düşmanın değil BEN'in gösterimidir. Bütün düşmanlarımız kendi buluşlarımızdır. En büyük düşman kendiniz, sizdeki BEN'dir.


**

Ufak bir net gezintisi sonucu öğrendim ki Şeytan İşi, Mürebbiye isimli bir başka roman ile birlikte tek bir kitapta yayınlanıyormuş. Everest Yayınları'nda mevcut. Meraklısı bu şekilde edinip okuyabilir :)

Keyifli okumalar!

3 yorum:

  1. eski yazarlar ne kadar popüler oldular bir anda..daha önce kimse yüzüne bakmazdı.. diziler sağolsun..:-))

    YanıtlaSil
  2. Aslında güzel bir şey yeni nesile aktarılmaları.
    Yaprak Dökümü'nü okumam kesinlikle dizisi sayesinde olmuştu :)
    Ondan önce eski Türkçe beni korkuturdu.
    Anlamaz, sıkılırdım.
    Belki yaşım ilerleyince doğru yolu bulmaya başladım.
    Şimdi daha sıcak bakıyorum.
    Gerçi Şeytan İşi'nde durum oldukça farklıydı.
    Komşumuz 60-70 yaş arasında olduğundan, kitapları hep bu tarz :)

    YanıtlaSil
  3. Ne varsa eskilerde var:)) Keyifli okumalar canım.Bayılırım okumayı seven,kitap değiş tokuşu yapılabilecek komşulara.

    YanıtlaSil


♥ Yorum yazan elleriniz dert görmesin, sevgiler :)