30 Eylül 2012 Pazar

Kelebek / Henri Charriere

Kelebek / Henri Charriere
Sayfa Sayısı : 565
E Yayınları





Bu denli ses getirmiş, filmi çevrilmiş meşhur bir kitap hakkında daha ne yorum yazılabilir bilmiyorum.
Gerçekten tüm övgüleri hakediyor.
İşlemediği bir cinayetten dolayı kürek mahkumu olan Henri Charriere ( Nam-ı diğer Kelebek) kendi ağzından mahkumluktan kaçışını-yakalanışını-kaçışını anlatıyor.
Kelebek ile birlikte biz de hapisteyiz, biz de adadayız, biz de hücredeyiz.
Tüm heyecanı, gerilimi iliklerimize kadar hissediyor; özgürlük için neler yapılabileceğine şahit oluyor ve düzgün kişiliğinden asla ödün vermeyen bu adama saygı duyuyoruz.
Bu kitap kesinlikle hayatın ne denli güzel ve ne denli yaşamaya değer olduğunun bir kanıtı.

Madem bu kadar beğendin neden hemencecik bitirmedin, yanda haftalardır 'Kelebek' var* diyor olabilirsiniz.
Hemen açıklayayım, ne yazık ki aşırı derecede yazım hatası vardı.
Komple kelime hataları; 'Sürüp' yerine 'şurup' yazılmış mesela...
Bunla birlikte sayısız yazım hatası : çırpınıyorum yerine çırpmıyorum denmiş.
Yaptığını yerine yaptığım...
Yani r,ı,m,n'ler birleştirilmiş ya da m ayrılmış 'ın' olmuş gibi düşünün.(Umarım anlatabildim.)
Her sayfada 3-4 tane bu tarz hata + 565 sayfa olunca kitabı bitirme sürem aldı başını gitti.
Kitabı köhne bir kitapçıdan uygun fiyata alırken, ikinci el olduğunu düşünmüştüm ama böyle hataları görünce üzülerek korsan olduğuna karar vermiş bulunuyorum :(
Eğer normali böyleyse, yayınevi berbat demektir.
Korsan olduğu seçeneğine daha çok inanmak istiyorum bu durumda.
Bu kadar güzel ve hayatın içinden bir konusu olmasa yarım bırakırdım.
Tavsiyem mutlaka okumanız ama güvenilir bir yerden alarak...

Sevilen cümleler:

Yaşamak, yaşamak, yaşamak. Kendimi umutsuzluğa kaptıracağım anlar, üç kere bu umut dolu sözü tekrarlamalıyım. ( Syf:355 )


İnsanın alışmadığı şey yok,bütün mesele kendine hakim olabilmekte. ( Syf: 358 )






Arka Kapak

"KELEBEK" Henri Charriere, işlemediği bir cinayetten müebbet kürek cezasına çarptırıldığında, yargıtaya bile başvurmayacak kadar umutsuz, toplumun gözden çıkardığı bir süprüntüydü. Uğradığı haksızlığın bilediği bir hınçla çok az insanın sağ kalmayı başardığı kürek cehenneminden kaçıp kurtulabilmek için aralıksız on üç yıl sürecek korkunç kaçma - yakalanma - yeniden kaçma mücadelesine atıldığında kıçında gizlediği bir tüp içindeki bin altı yüz franktan başka hiçbir şeyi yoktu. Bugün dünyanın en çok okunan, en sevilen yazarlarından biri.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Tanrılar ve Insanlar ( Des Hommes Et Des Dieux )

Tanrılar ve İnsanlar
( Des Hommes Et Des Dieux )
Yapım Yılı : 2010 
Yönetmen : Xavier Beauvois 
IMDB: 7.2



1995 yılının Cezayir'inde bir köyde geçiyor film.
Köyde müslüman halk ve teröristlerle birlikte yaşayan Fransız keşişler mevcut. 
Manastırlarında kendilerince yaşıyor, özellikle müslüman köy halkı ile çok iyi anlaşıyor, onlara sağlık hizmeti verip gül gibi geçinip gidiyorlar.
Ama tabi işin bir de terörist kısmı var. 
Hırvat işçilere saldırmakla başlattıkları eylemleri, manastıra dadanarak sürdürüyorlar. 
Bu durum manastırdaki keşişleri düşüncelere sevk ediyor; 
Ölüm korkusundan dolayı kaçmalılar mı? 
Yoksa bencilliği bir yana bırakıp görevlerine devam mı etmeliler?
 

Film Fransa'nın Cezayir'i 30 yılı aşkın bir süre sömürmesi, katliamları şunları bunları konularına dayanmakta. 
Ama ben dini ve siyasi konuları alelade konuşmayı sevmediğimden bu kısımları es geçiyorum.


Keşişlerin başkanı olan Christian değişik bir kişilik.
Terörist de olsa insan insandır* tarzı düşüncesi herkesin içinin kabul edemeyeceği cinsten. 
Gönül ister ki herkes onun gibi süper pozitif süper hoşgörülü bir insan olsun ama bunun insan doğasına aykırı olduğunu düşünüyorum.


 
Film boyunca bol bol kilise ilahisi dinliyoruz.

Bu biraz sıkıcı olsa da, özellikle helikopter sahnesinde birbirlerine kenetlenerek dua okumaları insanın dini duygularını tetikliyor.
Sevilen replik:
 
Kır çiçekleri güneş ışınlarını bulmak için hareket etmezler. Tanrı onları bulundukları yerde bereketli kılar. 




Her ne kadar keşişlerin dinlerine bu denli bağlı olmalarından duygulanmış, hem İncil'i hem de Kuran'ı bilmelerinden etkilenmiş olsam da genel olarak filmi beğenmedim ne yazık ki.






Tanrılar ve İnsanlar, bloğa eklediğim 'cumartesi film gecesi' anketini kazanan ilk filmdi.
Yeni anket sağda yerini aldı.
Oylarınızı bekliyorumm ♥



28 Eylül 2012 Cuma

Barielle Shades Suntini

Suntini'yi Barielle firmasının bir blog aracılığı ile yaptığı 'sorumuza doğru cevap veren ilk kişiye hediye' etkinliğinden kazanmıştım.


Çekime bağlı olarak kırmızı-turuncu vs çıksa da güzel bir narçiçeği kendisi.

Yanımda olmadığından karşılaştırmalı bir çekim yapamadım ama China Glaze Make Some Noise ile aynı.


2 kat uyguladım.
Kuruması hızlı.
Baloncuklanma gibi sorunlar da olmadı.
Bu rengi ne kadar çok sevdiğimi de diğer yazıda uzunn uzun anlatmıştım :)
Hepsi birleşince Suntini kesinlikle geçer not aldı benden.



Son olarak bir de ayakta duruşunu görelim;


Sevgilerle...






27 Eylül 2012 Perşembe

China Glaze TTYL

Uzun bir süredir China Glaze ojesi yazmıyordum bloğa. 
Çünkü hala tatildeyim ve kıymetlilerim yollarda hasar görmesin diye yanıma 2-3 tane aldım :)
Aldıklarımdan biri de tabiki kısa sürede kurumasından dolayı ve güneşli havalarımın vazgeçilmezi olduğundan OMG koleksiyonundan TTYL olmuştu.
Hazır bugünden itibaren 3 günlüğüne Limango'da satışı varken, almayı düşünenler için güzel bir yazı yazayım dedim :)

Gün ışığında;


Güneş ışığında; 


Kıvam, kuruma hızı vb özellikleri diğer OMG üyeleriyle aynı.
(LOL - QT)

Sür ve çık kategorisinde! :)



CA, Golden Rose vs alınmasınlar ama holo oje demek bu demek yahu :$




Normalde 33tl olan TTYL, şuan Limango'da 22,99tl ye satışta.
Beğendiyseniz kaçırmayın derim ;)
Sanırım ben de dayanamayıp bir OMG daha alacağım ! 



Sevgilerle...












Yeni Kitaplar

Bir süredir beklediğim D&R siparişlerim sonunda geldi :)

Bu ara, indirim oldu diye her önüme gelen kitabı almak yerine, başyapıtlara yönelmiş vaziyetteyim.


Özellikle Frankenstein'in sade kapağı beni benden aldı 




Wishlist'imin azcık (!) dışına çıkmış olsam da
Guguk Kuşu ile kendimi avutabilirim sanırım :)




26 Eylül 2012 Çarşamba

25 Eylül 2012 Salı

Flormar Duo 2x Chrome DC07

Flormar Duo 2x Chrome serisinden edindiğim ojelerin sonuncusu : DC07 !


Hoş bir lacivert-mor.

China Glaze Bohemian koleksiyonundan Want My Bawdy'nin dupesi olarak gösterilebilir sanırım.


Güneş ışığında;


Gün ışığında;



Birbirine çok yakın iki renk söz konusu olduğundan geçiş diğer ojelerdeki gibi aşırı belirgin değil.



Tırnaklarımda 2 kat var.

Kuruması hızlı.

Favorim hala DC02 ama bunu da sevdim :)




[ Serinin diğer renkleri için : DC02, DC05, DC06 ]


Kendinize iyi bakın, sevgilerle :)







24 Eylül 2012 Pazartesi

Some Like It Hot

Some Like It Hot 
Yapım Yılı : 1959
Yönetmen : Billy Wilder
IMDB: 8.4



Some Like It Hot, izlediğim ilk Marilyn Monroe filmiydi. 
Oldukça eğlenceli bir komedi. 
Başroldeki iki erkek ( Tony Curtis ve Jack Lemmon ) çok iyi iş çıkarmış. 
Rol yetenekleri ve mimikleri harikaydı. 
Bazı yerlerinde kahkahalar ata ata güldüm :D 
Özellikle Jerry'nin kadın modundaki konuşması ve dansı, gülmek istediğimde açıp izleyeceklerim arasında yerini aldı :D 
( 1:26:38)







Filmin senaryosu, Billy Wilder ve I.A. L. Diamond tarafından, Robert Thoeren ve Michael Logan'a ait bir öyküden yola çıkılarak sinemaya uyarlanmış.


Aslında bu filmin renkli olarak çekilmesi planlanmış; ancak deneme çekimlerinden sonra Tony Curtis ve Jack Lemmon'ı kadın kılığına sokmak için yapılan ağır makyajın yol açtığı görüntü sorunları nedeniyle filmin siyah-beyaz olmasına karar verilmiş.





Marilyn Monroe cidden dedikleri kadar alımlı, güzel ve seksi bir bayan. 
Konuşma şekli bile havalı kadının yahu :) 
Yalnız aptal sarışın rolüne konması çok kötü :( 
Öyle ki bir çok replikte 'Ben çok akıllı değilim, ben aptalım' cümlelerini kurdurmuşlar. 
Monroe'un hayatını az çok okumuş biri olarak hoşlanmadım bu durumdan.




Film boyunca bir kaç yerde güzel şarkılar da dinliyoruz kendi sesinden.
Hepsi birbirinden güzel, bayıldım 







Eski filmlere meraklıysanız bu klasiği mutlaka izleyin derim :)

Sephora It Is Time To Rock (70)

It is time to rock,  benim ilk Sephora oje denemem :)
Gümüşi füme-lacivert tonlarında olan oje ayrıca saks mavisi ve mor parıltılar içeriyor.


Ağırlıklı duruşu şu şekilde;


Farklı açılarda şöyle oluyor;



Tırnaklarımda 2 kat var ama tamamen alışkanlıktan.Normalde 1 kat da yeterli oluyor. Kuruması oldukça hızlı. Fiyatı bu minik şişesi için biraz tuzlu (10tl) ama indirimli dönemlerde daha uyguna edinilebilir. Çok sevdim!
Kışımın vazgeçilmez ojelerinden olacak, kesin ;)



23 Eylül 2012 Pazar

Vertigo / Ölüm Korkusu

Vertigo 
Yapım Yılı: 1958
IMDB: 8.5



Başrollerini James Stewart ve Kim Novak'ın paylaştığı film 1958 yılına ait.

Yönetmen koltuğundaysa Alfred Hitchcock var.



Daha önce de dediğim gibi ( The Birds' de) Alfred Hitchcock çok sevdiğim bir yönetmen, vakit buldukça tüm filmlerini sırayla izliyorum.
James Stewart'u ilk olarak yine bir Hitchcock filminde (Rear Window) izlemiş, oyunculuğuna ve asaletine hayran kalmıştım.
Bu yüzden Vertigo benim için birçok yönden izlenmesi gereken bir filmdi.


Vertigo aslında korkuya bağlı baş dönmesi, yani bir hastalık.
Ne yazık ki Türkçe'ye Yükseklik Korkusu / Ölüm Korkusu şeklinde çevrilmiş.

Baş karakter, vertigo hastalığı olan bir polis. 
Bu yüzden mesleğini bırakıyor ve samimi bir arkadaşı için özel dedektiflik yapıyor.
Arkadaşının istediği; karısının takip edilmesi çünkü iddasına göre karısı kendini kaybedip bir nevi çift kişilikli davranışlar sergilemekte...
Scottie, Madelein'i takibe başlıyor ve ortalık gizeme bürünüyor.
Madelein rolündeki Kim Novak'a bayıldım.
Günümüzün ünlü moda defilelerinde gördüğümüz modeller gibi; beyaz denecek kadar açık sarı saçlar, soğuk bakışlar,mükemmel kaşlar ve kusursuz bir yüz...
Hitchcok da kendisini seçme sebebini "Masum ve klas suratının altında yatan fahişe ruh ifadesine sahip olması."  şeklinde belirtmiş.





Novak ayrıca filmde bir başka şekilde daha rol alıyor.

Biz de böylece saç modeli / rengi ve kaş şeklinin bir bayanı nasıl vezir / rezil edebileceğini görüyoruz :)






* Film AFI En İyi 100 Film Listesi'nde 1988 yılında 62.sırada iken 2007 yılındaki listede 52.sıraya yükselmiş.



* Filmde kullanılan, geri giden kameranın zoom yapması tekniği, (günümüzde göze biraz basit gelse de) sinema tarihine 'Vertigo Hareketi' olarak geçmiş ve oldukça moda olmuş.


  1. * Filmdeki plaj sahnesi 2002 yılında filmlerdeki "gelmiş geçmiş en şık sahne" unvanı almış.


  1. *Ayrıca Kim Novak'ın Vertigo'daki performansı çoğu eleştirmene göre beyaz perdedeki en iyi performans olarak gösteriliyor.

  1. * Vertigo'nun En İyi Sanat Tasarımı ve En İyi Ses dallarında iki de Oscar adaylığı bulunmakta.





* Hitchcock bu filmdeki cameosunu Elster'in bürosunun önünden geçen adam rolüyle yapmıştır. 
(10. dakika)

Baştan sona merakla izleyeceğiniz bu filmi kesinlikle tavsiye ediyorum :)